15 Eylül 2014 Pazartesi

Papatyanın Efsanesi



Seni Çok Seviyorum..

Günlerden bir gün bir tırtıl gözlerini dünyaya açar.İçgüdüleri ile
hareket edip önüne ne gelirse yemeğe ve yeni yuvasını kurmaya
başlar.Bir müddet sonra yuvasına girer ve yeniden doğuşun
mucizevi güzelliği ile muhteşem bir kelebek olarak uçsuz bucaksız
tabiat içinde mutlulukla kanat çırpar.Kelebekcennet gibi bu
güzelliklere yukarılardan bakmak ve ömrü yettiğince bu güzellikleri
görebilmek için uçar uçar uçar.Dağlar tepeler aşar ormanların
üzerinden geçer derken bir vadide dinlemek için aşağıdaki çiçekler
arasına iner.Çiçeklerle bezenmiş bu cennet köşesindeki bir tanesi
onca çiçeğin arasında kelebeğin tüm dikkatini çeker ve karşı
koyamadığı bir istekle bu çiçeğin yanına uçar. Bu çiçek bir
papatyadır. Tabiatın hiç bir şey esirgemediği kadar güzel.
“Merhaba sizi uzaktan gördüm ama yakından çok daha
güzelmişsiniz” der kelebek.Utanır papatya tüm utangaçlığı ile
Hoşgeldin bende yalnızlıktan çok sıkılıyordumiyi ki geldin” der. Ve
aralarında hoş bir sohbet başlar birbirlerine kendileri hakkında
bilgiler verirler sohbet iyice koyulaşır ve akşam olur.
Geceyi birlikte geçirirler gökyüzüne dalıp ay’ı yıldızları seyrederler
dalıp öylece uyuyakalırlar.Kelebek sabah uyandığında papatyayı seyrederek
ona duyduğu hissin hayranlıktan öte bir duygu olduğunu onsuz
olamayacağını hisseder.
Güneşin kızgın ışıklarının papatyanın narin yapraklarına zarar vermemesi için
onun üzerinde uçup ona gölge yapar ona sevgisini haykırmak ister ancak “ya
o beni sevmemişse ya beni artık yanında görmek istemez se” diye korkar bir
türlü hislerini açamaz
Ne var ki papatyada aynı duygular ile yanmakta ve yine aynı korku
sebebiyle aşkını itiraf edememektedir.Bu şekilde birbirlerinden habersiz iki
sevgili saatlerce süren mutlu birlikteliklerini devam ettirirler. Ve Kelebek artık
yorgun düştüğünü gitme vaktinin geldiğini hisseder ” ben artık gitmeliyim
“der.Sonsuz bir acı içine düşen papatya derin bir üzüntü ile ” neden yoksa
yanımda mutlu değilmisin “diye sorar.
“Hayır der kelebek. Biz kelebeklerin ömrü üç gündür ve ben ömrümü
tamamladım” der.Kara haber gibi bu sözler papatyanın yüreğine ok gibi
saplanır yaşama isteğini yok eder.İyice halsizleşen kelebek son bir gayretle
“seni çok seviyorum” der. papatya üzüntü içinde iken duymuş olduğu bu itiraf
karşısında adeta birden donar kalır sadece dudaklarından “bende” lafı zorla
çıkar.Kelebeğin ardından gözü yaşlı bir şekilde bakarken “beni seviyormuş
keşke bilebilseydim keşke bende daha önce söyleyebilseydim diyerek
gözyaşlarını kalbine akıtır.
Bu üzüntü papatyanın yaşama isteğini yok eder yaprakları sararıp solmaya
bir bir düşmeye başlar.Her yaprak düşüşünde içinden “beni seviyormuş” der.
O günden bu güne aşıklar sevildiklerinden emin olmak için papatyanın
yapraklarını koparırlar seviyor..sevmiyor ..seviyor…sevmiyor.

sevginizi asla kendinize saklamayın.Çünkü hayat sevmek için çok kısıtlı bir zaman dilimidir.

Nazlı sevgiliye aşk mektubu

Biliyorum sen de seviyorsun beni. Gözlerinden okunuyor, uyku gibi, yağmur gibi, duman gibi aşk dökülüyor gözlerinden. Beni sevmediğini söylerken dudaklarının kıvrımında öyle bir işaret görüyorum ki sevdiğini söylüyor. Elini tutuyorum, elimi iterken elin, yanarak titriyor. Biliyorum sen de seviyorsun beni. Bazen hiç ses vermiyorum sana, beni çağırıyorsun, adımı sesleniyorsun, yüreğin beni arıyor. Uzaklara giderken beni de alıp götürüyorsun, yoksa bu kadar çınlar mıydı kulaklarım ?. Akşam yıldızına bakarken ben geçiyorum aklından, yıldız birden ışığa kesiyor. Beklenmedik bir zamanda, umulmadık bir yerde ansızın karşıma çıkıyorsun, gözlerimiz karşılaşınca yüzünü çeviriyorsun. Benim yanaklarım alev alev..senin dudakların nar çiçeği.. bir rüzgar esiyor aramızdan görmezden geliyorsun. En yaşanacak zamanda saatler boşa akıyor, çileler sarıyorsun. Sevgilim, benim nazlı sevgilim.. Neden bu cefa ? Neden susuyorsun? Aramızda niçin bu kadar insan, neden bu kadar engel koyuyorsun ? Sevgilim her şey bahane.. bütün söylediklerin.. Kelebek kanadı kadar ince, yağmur damlası kadar temiz bir aşk bu.. Korkmana, kaçmana gerek yok. Sevgilim, biliyorum sen de seviyorsun beni, itiraf etmiyorsun.

Erkek/Kız arkadaşınız kıskanıyorsa yapmanız gerekenler

Siz ne kadar endişelenecek bir şey olmadığını söylerseniz söyleyin erkek arkadaşınız sizi kıskanıyor ve bunun üstesinden gelemiyorsa, yapabileceğiniz şeyler var:

Kaynağı düşünün
Olayı biraz da onun gözünden görmeye çalışın. Bir süredir farklı mı davranıyorsunuz? Daha neşeli, daha bakımlı? Davranışlarınız ne kadar zararsız olursa olsun, biraz geri adım atın ve sevgilinizin neden bu şekilde hissediyor olabileceğini gözden geçirin.


Çözüme odaklanın
Eğer dikkat etmezseniz konuyla ilgili konuşmak, telafi edilemeyecek yerlere sapar ve durum daha da kötü hale gelir. Problemi tekrar tekrar gündeme getirmektense, bir çözüm eylemine girişmelisiniz. Onun güvensizliğini hafifletmek için ne yapabileceğinizi sorun ve daha iyi hissetmesi için bunları yapmaya çalışın.

Arkadaşlarınızı karıştırmayın
Sevgilinizle kavga ettiğinizde, en azından yakın bir arkadaşınızı arayıp şikayet etmenin sizi rahatlatacağını düşünüyor olabilirsiniz ama bu meseleyi daha da kötü bir hale getirmekten başka bir işe yaramaz. İlişkinize saygı duyun ve meselelerinizi kendi aranızda çözmeye çalışın.

İlginizi esirgemeyin
Kıskançlık en çok da ilgi ile ilgili aslında. Eğer sizden yeterince ilgi, alaka gördüğünü hissediyor olsaydı, başkaları ile etkileşiminize bu kadar dikkat etmeyecekti. Etrafınızda başkaları varken, ona özel ilgi göstermeniz ise hem ilişkinin gidişatını hem de sevgilinizin özgüvenini yenileyebilir.

Haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor

Kadın: Kalbim ruhuna değdi bir kere. Sen gitmek için geciktin, ben kalmaya aceleciydim. Tutmadı zamanımız birbirini. Sen nice kayıplarla yürüyordun yokluğa, ben nice kayıplara aşk dedim senden sonra. Oysa ki aşkı yıpratmadan yıllandırmaktı niyetim. Ben o şarkıyı seninle söylemek istemedim, seninle dinleyebilmekti derdim. Ben aşkı haykırmak isterken sessizce yuttum kelimelerimi. Söyle! Sessizlik bile kelimelerle anlatılırken sensizliğin sessizliğini hangi sözlük açıklayabilir ki?

Adam: Bana cevabını veremeyeceğim sorular sorma! Nerden bilebilirim? Zaten her şeyi bilmek, her şeyi bilmemekten değil midir? Gidiyorsam, aşkının geçmişime hesap sormasından korktuğum içindir. Ben geride bıraktıklarımla yaşamam, geride bıraktıklarım benimle yaşasın. Tozlu anıları silerken bir kıymık gibi batıyor elime pişmanlıklar. Ve anladım ki iyileştirilemeyen tek şeydir anılar. Geçmiş yoruyorsa insanı "şimdi" daha fazla yoruyormuş. Ve her gelecek diye beklediğim hep geçmişte kalıyormuş. Sana değil, hayata benim kırgınlığım. Hangimiz hangimizin kaybettiğiyiz bilmiyorum. Yok yanımda beni benimle taşıyabilecek hiç kimse. Yalnızım... Yalnızlığım.

Kadın: Şimdi dinle beni sevgili! Sen yalnızlığa aşık bir adamsın. Kuşlarda yalnız uçar bazen. Özgürce süzülürler bulutların arasından. Ve bütün bir gökyüzü kuşlarındır. Ama hiçbir kuş gökyüzünde yaşayamaz! Yaşamak için konmaya ihtiyaçları vardır. Bazen bir ağaca, bazen toprağa... Ben rahatça konabileceğin tek daldım; şimdi kırıldım. Bak herkes aynı ölmüyor gülüm. Beni bu kırılmışlığım öldürecek, seni özgürlüğün. Gittiysen gittin. Belli ki bir daha dönmeyeceksin. Ben böyle eksik de yaşarım ama sen yine de giderken götürdüğün beni geri getir. Yokluğumu nasıl yaşatacaksın kim bilir!?

Adam: Haklısın ama hoşçakal sevgili.

Kadın: Peki, sen de hoşçakal sevgili. Evet, haklıyım ama haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor işte. Keşke dünyanın bütün haklılıkları senin olsaydı da sen yanımda kalsaydın. Haklıyım evet... Peki, şimdi ne işime yarıyor bu haklılık? Haklıysam neden yalnızım o zaman? Bana hakkımı teslim ederek gidiyor olmak, gözümdeki yaşı dindirecek mi sanıyorsun? Evet, senin karşında haklıyım hem de çok! Ama gel gör ki aynı zamanda ardından ağlayan bir zavallıyım. Haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor işte. Ben bir tek kendime haksızım sevgili, bir tek kendime.

Romantik Bir Anı Mahvetmenin Yolları Nelerdir?

Sevgilinizle tam romantik bir an yakalamak üzeresiniz. Ama o diliniz yok mu o diliniz… Tutamadınız bir türlü ve ağzınızdan tüm büyüyü bozacak saçma bir laf çıkıverdi… Ya da elinize, kolunuza hakim olamadınız ve garip bir hareket yaptınız. Yine gitti romantizm!

Süper romantik bir sevgili olmak zorunda değilsiniz. Ama aradaki romansı sürdürmek için zaman zaman küçük romantik anlar (saatler, günler demiyoruz dikkat ederseniz) yaratmak önemli.

Sevgili Pudra.com kadınları! Romantizmi mahvetmemek için yapabilecekleriniz var, unutmayın! Daha doğrusu yapmamanız gerekenler…

Göz göze geldiğinizde “Gözlerin ne kadar babama benziyor” demek kadar saçma bir durum yaratılamaz. Sevgili ilişkisinin içine baba-kız ilişkisi sokarak ortamı buzzzz gibi yapmanın ne alemi var!

Size birlikte yemeğe çıkmayı teklif ettiğinde “Harika bir fikir sevgilim!” demek yerine, “Anlaştık dostum!” gibi ‘arkadaş’ cümlesi sarf etmek, romantizmi mahvetmeye yetebilir.

Tam sevişmeye hazırlanırken, onu çıplak gördüğünüzde “Baklavaların sütlü nuriyeye dönmüş” deyip göbeğiyle dalga geçmek de neyin nesi?

Tam size sarılmış, yüzünüzü okşuyorken, “Yapma, kaşındırıyorsun!” diye tepki vermenizle işin rengi değişebilir.

Özel bir günde ya da içinden geldiği için herhangi bir günde size bir hediye aldığında, paketin içinde değiştirme kartı olup olmadığını sormanın sırası mı?

Size karşı sevgisini ifade eden sözler sarf ederken ya da size yazdığı bir şiiri okurken esnemek ya da gülmekten daha büyük bir darbe yiyemez romantizm!

Romantik bir akşam yemeğine çıkarken büyük bir ciddiyetle ona dönüp, “Işıkları kapattın mı?”, “Camlar açık kalmadı inşallah!” gibi uyarıcı ve romantik havayı bozucu cümleler sarf etmek, en büyük hatalardan biri.

Size bir hediye aldığında, sizi bir yere götürmek istediğinde ne güzel bir şey yaptığını düşünmek yerine “Kim bilir buna kaç para verdin?” diye söylenme hatasına düşmeyin.

Karşılıklı birkaç kadeh bir şeyler içiyorken “Midem bulandı, kusacağım galiba” demek ya da her romantik anda bir sağlık sorunundan şikayet etmek romantizmi öldürmez de ne yapar?

Sevgiliniz romantizmin doruklarındayken çocuk sesiyle konuşma ya da onu bir çocuğu severmiş gibi sevme davranışı sergileyerek ortamı mahvetmeyin!

Alıntı..
Gelelim sorumuza ilişkilerde yaşanılan en büyük sorunlardan bitanesi belkide,
Erkek romantik olmaya çalışır ancak bayanlar bunu pek anlamaz, aldırış etmez sonrada romantik değilsin der durur.
Kızlar romantik erkeklerden hoşlanıp duruyoruz veya biraz daha romantik olsa ODUN olmasa diye dillendiriyoruz..
Ancak yaptığımız yanlışlarda yok değil..

Erkekler bu durumda neler düşünüyor?
Kızlar neden bunları yapmaktan vazgeçmiyor?
Neden en romantik anları kız veya erkek mahvetmek bizim doğamızda var?
Sizde bir romantik anı mahvetmek, mahvedip toparlamak nasıl olabilir?
Erkeklerden de yorumları bekliyorum..
Nasıl davranmamız gerektiğini bir an önce öğrenmeliyiz..

vazgeçemediğim masum yanın

İçimde garip bir telaş, yüreğimde tuhaf bir hüzün var bugün... Ellerimi buldum diyeyim, gözlerim kayboluyor; gözlerimi anladım diyeyim sözlerim karışıyor... Kime kızıyorum, kime kırılıyorum, bilmiyorum!!!
Sus pus bilgisayarın başına oturdum, yazıyorum yine... Düşünüyorum niye yanımda değil, niye, niye, niye... Bazen de düşünüyorum herşeyi, bir kişiye bağlayıp sevdadan deli divane olmak değil ki benimkisi, güzeli özlemek iyiyi sevmek aslında kimsenin bilmediği... Beni anlayacak mı bir gün, hiç bilmiyorum... Anlamayanları da bilmiyordu ki anlasın, o sadece küçük bir zaman diliminde kuşandığım sevdaydı, ben bilemedim bunu, belki de o biliyor, olmayacağını, olamayacakları, inadımın sonunun hayıra alamet olmadığını... Öfkem belki de ona değil, onsuz hayatın bana sunduğu sahnelere... O yok mu??? Yok!!! Zaten öyle biri de yok, değilmi ?? Cevabım yok!!! Cevabım yok, yok, yok!!! Gelecekte olacak mı, olmayacak biliyorum!!!
Ama sevdanı öyle bir kuşanmışım ki üzerime, hayata karşı zırhım, insanlara karşı inadım, kötü ve çirkin olan herşeye karşı mücadelemi içimde sevdan dediğim kuşanmışlığımla sağlıyorum!... Sen bunu nerden bileceksin ki, zaten bilseydin de bilemezdin, anlayamazdın beni... Sen benim vazgeçemediğim MASUM yanımsın!!!... Belki de iki dünya bir araya gelse, beni dar ağacına götürseler vazgeçemediğim masum yanım... Bazen hayatın karanlığı ve zorlukları öyle yoruyor ki sana kaçıyorum ben de, yani masum yanıma... Kimi sevda diyor, kimi aşk, kimi özlem, kimi iyi olmuş, kimi güzel yazı... AMA BİLMİYORLAR Kİ BEN MASUM YANIMLA KONUŞUYOR, ONU ÖZLÜYORUM!... Belki de konuştuğum kendimim, bunu bile bilmiyorum... Sen bilirsin, kimi sevsem yanlıştı... "AŞK YANLIŞ SEVER " demiştim ya tıpkı öyle... Yokluğuna alıştım, en çok korktuğum da buydu, yokluğuna alışmak... Ama yokluğunda yaşadıklarıma hala alışamadım... Bir yokluk ancak bu kadar yokluk olabilirdi... SEN BİLMİYORSUN AMA O YOKLUKLA GELEN KİMSELERDE YOK ARTIK HAYATIMDA, KİMSEYİ İSTEMİYORUM ÇÜNKÜ... Seni özlüyor muyum, özlüyorum, tıpkı çocukluğumda oynadığım sokakları özler gibi, tıpkı ağlayarak annemden pamuk şeker ister gibi.... MASUMCA VE HALA BU YAŞA RAĞMEN ÇOCUKCA!.

aşk duygusu ve nefret

aşıksınızdır o kadar çabaya rağmen o kişinin kalbini ele geçirmek hiç te kolay olmamıştır ve sonunda pes etmişsiniz bir zaman sonra aşık olduğunuz insana kin nefret beslersiniz..
peki bunun nedeni nedir? bir insan sevdiği kişiden neden nefret eder?

 Ona sahip olamadığın için öfkelenirsin ve bu öfke ona olan nefrete dönüşür zamanla. Yani tabiri caizse senin uzanamadıgın 'mundar ciğer' olur zamanla..

14 Eylül 2014 Pazar

Gönderilmeyen Mektup

Biliyorsun,gayem sana zarar vermek,seni incitmek,kırıp dökmek değildi.Yılar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın.Acına,yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine,ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim

Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ettin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?

Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir iğrenç oyu oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Yasini seni kazanacaktım,ya da kendimden ya geçecektim .
Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim. Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare kalmak ,var miydi?

Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi.

Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla... sevmek ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister. Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin, yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz.

Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’ keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni istiyor.

Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk açım değil ama en büyük açımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor. Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğimin sarayından seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.

Gerçek Bir Aşk Öyküsü

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam
yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında
bunu yapmakta geç bile kalmıştı. “Bitmeli” dedi içinden, “Her gün bu
tatsız uyanış bitmeli.” Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden
şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç
bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu
bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; “Bulutlar
bizim yaşayacaklarımızı biliyor, onlar bile ağlıyor halimize...”

Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan
kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı.
Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız,
sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün
ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafede
oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendine bir şey söylemek
istediğini. “Bana bir şey mi söylemek istiyorsun?” diye sordu. Genç adam,
gözlerini kaçırarak “Evet” dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da
sinirlenerek “Söylesene, ne diye bekliyorsun” dedi. Genç adam içini
çektikten sonra “Sence biz nereye kadar gideceğiz?” diye sordu. Genç kız,
“Bunu sorma gereğini niye duydun?” diye yanıt verdi. Genç adam söze
başladı. “Birkaç ay önce akşam 23:00 sana telefon açıp senin için yazdığım
şiiri okumak istemiştim. Sen bana “Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün
yok mu”demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim
kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç
istememiştin. Geçenlere hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla
birlikte sen de gelmiş, Meral’in “Sen şanslısın, sevgilin sana bakar”
sözüne ‘İşim yok da sana mı bakacağım annen baksın’ demiştin. Hatırladın
mı?”

Genç kız, “Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi
göründüğümü kimse söyleyemez” diye yanıtladı. Genç adam güldü, “Evet canım
haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı,
hemşire falan olamazsın.”

Genç adam devam etti... “Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken
saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün
hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven
insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine
kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her
sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım
vardı senin için biliyor musun? Seninle ben akla kara gibiyiz” Genç kız
anlamıştı, “Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?” Genç adam tekrar
gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru
olduğunu düşündü. “Hayır” dedi. “Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da...
Biz ayrılmalıyız. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı bu olacak.”
Genç kız şaşırmıştı, “Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de sevdiğini
sanıyordum.”. Genç adam iç çekerek “Hayır canım, sen beni sevdiğini
sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk”
dedi.

Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili
uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek “Sen bilirsin, umarım beni bir
başkası için bırakmıyorsundur...” dedi.
Genç adam “Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve
uzun zamanda olacağını sanmıyorum” yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız
sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydı. Bir kaç dakika
sessizce oturduktan sonra Genç kız, “Kalkalım istersen” dedi. Genç adam
“Ben biraz daha burada kalmak istyorum, istersen sen kalkabilirsin” diye
yanıtladı. Genç kız “Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini
uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, “İstersen arkadaş
kalabiliriz” dedi. Birbirlerine son kez sarıldılar.

Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir
haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe
gidecekti, uyumalıydı. Bir kaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah
7’de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı sırada cep telefonuna baktı,
mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu içn duymamıştı telefonun
sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar
yazıyordu:

"Sadece onları sevmeyi sevdim
Hepsini onlarsız yaşadım da
Bir seni sensiz yaşayamıyorum
Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum
Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim
Ve seni severek öleceğim, elveda birtanem..."

Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve
üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı
bir ses açtı. Genç adam “Nalan’la görüşebilir miyim?” dedi. Ama karşıdaki
ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... “Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu
sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah
odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...”

Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki
katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı. Birkaç ay sonra iki
doktor konuşuyordu hastanede.. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki
hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... “Haaa o mu? Üç ay önce
getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep
telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine
yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiğ numarayı aradım.
Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam
duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal

Bana Hayatı Öğreten Adam

Gene aynı yerden yazıyorum sana... Sen aynı yerde misin bilinmez. Sevgilim gidişinin arkasından aylar geçti, yıla döndü. Belki geleceksin diye bekledim. Gelecek misin?
Giden unutulurmuş bebeğim.. Ben unutamadım, gidişinden sonra çok ağladım, sensizliğe dayanamadım, sensizlikte yandım. Sonra elime kalemimi alıp hep sana yazdım. Kitaplığımda çok şiirlerim var, çok sevdaları anlatan yazılar, hepsi sana...
Aslında sen unutulursun, gidenlerin hepsi unutulur ama ya yaşananlar... Unutmaya çalışırken hatırlana o anlar.. Sana bunları hatırlatıyorum ben unutmasam da belki sen unutmuşsundur diye... Ağlamıyorum da artık çünkü sen öğrettin bana gülmeyi, sen öğrettin bana hayatla alay etmeyi... Bana o kadar şey öğrettin ki, beni baştan yaratan sen oldun. Şimdi nasıl unutayım, kendime baktıkça hatırlıyorum seni...
Şimdi seni çok özlüyorum çok...ama biliyorum sende unutmadın beni gittiğin yerlerde...gözünde arkada olmasın sevdiğim beni bıraktığın yerde yaşıyorum seni... Sensizlikte zor çekilmiyor ama bunu bile öğrettin bana... Daha neler neler öğrettin... Tek başıma yaşayabileceğim bir aşk bıraktın bana...
Sen bana güzelliği, doğruluğu bıraktın ve bir gün beni arasan aynı yolda bulacaksın.
Senden sonra ayakta durmakta zorluk çektim, farkındasın biliyorum ara sıra yıkıldım. Şimdi ayakta durabiliyorum ama arada seni yanımda istiyorum. Bir arıyor sesini duyuyorum, yüzünü görmesem de rahatlıyorum. Sana bir defa sıkıca sarılmak istediğimi söylüyorum. Dayanamayacağını söylüyorsun. Şimdi sensiz yollardayım,gelmeyeceğini bilsem de beni bulunmayan bir dürüstlükle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum....

GENÇ KIZ KALBİ


Söze öncelikle dünyadaki en yakın dostum da olsa, lise ve üniversite arkadaşım da olsa, beni rezil etmiş de olsa, değer verdiğim Bahadır Yüksel Hansoylu'nun İhanet ve Gönlü genişlik adlı yazısında hakkımda dediği her şeyi kabul edip, bir de bu tür olayların kurban açısından yorumunu yapıp tüm erkekliğe armağan etmek için bunları kaleme aldığımı biliniz diyerek başlıyorum.

"Bu yazıyı keleme alan Cüneyt Bursel (19 Aralık 1976 İstanbul Levent doğumlu) İstanbul Üniversitesinde kadın kız gibi hiç bir takıntısı olmayan ve günü birlik çapkınlıklarla adını yeterince duyurmuş gözünü yeterince doyurmuş ama gönlünü umutsuzca bir tarafa koymuş bir yüksek lisans Biyoloji öğrencisidir. Şüphesiz ki iyi bir insandır da. Ne mutlu onu sevenlere, ne mutlu ona güvenen değerli dostlarına Alp ,Yüksel ve Ferruh'a"

Aşık olmak sevmek sevilmek artık gerilerde kalmış bir masal ve bendeniz de bu masalın eski bir oyuncusu olarak çapkınlıklara ara vermiş bir master öğrencisiydim. Ve İlke olarak Biyoloji ilminde yeni bulutlara doğru akademik olarak kendini geliştirmeye adamış bir genç olacaktı aklımdaki yeni imajım. Kararım kesindi artık ne kadın ne kız. İnsanı pasifize eden hiçbir şey olmadan kendimi geliştirip üstün bir insan olacaktım. Tıpkı dostumun bana bir zamanlar tavsiye ettiği gibi.

İnanır mısınız şimdiye dek birlikte olduğum kızları artık sayamıyordum bile. Ve hala da gerçek aşkı bulduğumu sanmıyordum zaten kadına aşık olunmaz sadece evlenilir demeye başlamıştım... Arkadaş toplantılarında ve çeşitli gezmelerimizde tanıştığım her kızın davetkar bakışlarına karşı son derece mesafeli ve de seçici bir tavır ortaya koymuştum çünkü bu gönül meselelerinin sonu yoktur dostlarım. Ama bir olay ile hayatımın akışı bir anda değişti.

Kadınlar hakkındaki fikirlerimi altüst edecek bir kızla tanıştım. Haziran ayının yakıcı olmaya başlayan bir sıcak gününde dostum Alp'le birlikte hızlı zamanlarımızdan beridir kutsal bir türbemiz haline gelen Dalyan sahillerindeydik. Bir yeryüzü cennetidir gidenler bilir orasını uzatmıyorum. Dalyan haziran ayında caretta carettalardan da daha önemli bir olay yaşıyordu. Dalyan'a çıkmıştım. Yumurtadan çıkar çıkmaz suya koşuşturan çıtır karettalar gibi binlerce taze de orada kendilerine hayat verecek engin denizin kollarına koşmayı beklercesine serilmiş güneşleniyorlar. Mavili bir kız vardı sahilde çok dikkat çekiyordu. İlk evvel fark etmemiş gibi yaptım ne de olsa kız milletidir fazla beğeni belli etmeye gelmez kendilerini Diana moduna sokarlar. Ama gel gelelim hatun kişi az ötede annesi olmasına rağmen anasından tam 20 metre uzağa benim tam dibime oturdu. Aslında bulunduğum yer güzel güneş görüyordu bunun da etkisi vardı ama zaten bunun da pek bir önemi yoktu saat akşama doğru son güneşli dakikalarını veriyordu bize. Sanırım saat 6 gibi en sevmediğim şey oldu ve tam dibimizden bir muz geçti insanlar bağıra bağıra saçma sapan bir şeyin üzerinde çıkmış bağırıyorlar. Kız benle en sonunda beklediğim şeyi yaptı ve konuştu.

"- Ne garip eğlence tarzları var"

Hemen sağımdaki kıza kulak kabarttım. Hayret ulan dedim bunu bir kız mı söylüyor? Vallahi özenmiyor ve gerçekten bu tür saçma uçuk lükslere (muza binme vb.)benim kadar sinir oluyorsa helal olsun buna, erkek karıymış dedim. Konuşacaktım. Aslında kız bu sitemini direkt bana dile getirmemişti. Ortaya söyledi hoşnutsuzluğunu lakin 20 metrelik ben merkezli çember yayımda bizden başkası yoktu Öyle ya kız kendi kendine asılmış olmamalıydı.

Haklısınız dedim ve konuşmaya başladık. Hangi okuldansınız falan derken kızla aynı okuldan farklı bölümlerden çıktık. Her sorumda o da bana cevap veriyor ve de soru soruyor adeta ağzımın içine giriyordu. ağzımdan çıkacak lafı böylesine güzel izlemesi mest ediyor daha da konuşturuyordu beni. İletişimde okuyormuş, bir gazetede fotoğrafçı bile olsa ona yetecekmiş, iş arıyormuş bir yerden mesleğe girmek istiyor kız, ama hiç de şansı yok. Bir ecza deposunda telefonlara bakıyormuş ve buna ayda 120 milyon maaş veriyorlarmış. Yüreğim sızladı bir anda. Babamın proje müdürü olduğu bir inşaat şirketinin(ismi lazım değil) aylık bülteninde kıza bir iş bulmalıyım dedim kendi kendime. Neyse buna tekrardan döneceğiz...

Baştan aşağı alımlı ve maviler içerisinde bir kız. Hayatımda bir daha bir benzerini sanırım göremeyeceğim bir kızdı ve de Macar göçmeniymiş..? Bulgaristan'da bir kaç köyde sırf Macaristan'dan göç eden Osmanlı Türkleri yaşıyormuş. Vidin diye bir yere bağlıymış haritada buldum köyün internette nerde olduğunu bile bulmuştum, İstanbul a geldiğimde. O da göç zamanı Bulgaristan'dan trenlerle gelenler arasındaymış. Ben de Boşnak olduğum için inanılmaz zevkle dinliyordum. Civciv sarısı uzun saçları kahve gözleri toparlak yüz hatları ile değişik bir göçmen güzeliydi. Üzerinde mayosundan başka bir de pelerin gibi bir tül şal karışımı bir şey vardı. O da maviydi. "blue daba dee" oldum ama etkilenmemeliydim. Öyle ya kızdı o.Kızla konuşmaya devam ediyordum. Baştan aşağı maviler giymiş bir kız bana maviler içerisinde bir hayali müjdeliyordu sanki. Umutsuzluğum aşksızlığım ve seçiciliğimin verdiği açlıkla kıza tutulmamak için bin bir dümen çeviriyordum nefsime karşı.

Önce babanın yeri denen bir kafeye gittik kız bana annesini babasını anlattı. Sakat bir erkek kardeş babanın emekli maaşı, son derece salak derecesinde de saf bir annesi vardı. Ve doğal olarak da monoton bir yaşam. Ama nedense kız bir hayli gösterişliydi. Bu gösterişin sahip olduğu tek şey olan güzelliğini iyi bir şekilde sunup kendisini bu hayattan çekip çıkaracak imkanları ve belki de zengin kocayı kazandıracak bir vitrin olarak kullandığını ise göz ardı ederekten kızın güzel yüzü ve endamından başka sözlerini de etkilenerek süzüyordum. Anlattığı kadarıyla bundan evvelki ilişkisi 1 sene sürmüş ve oğlan buna ve hislerine değer vermediği için ayrılmışlar. Yani kısacası ben de sözde ikinci kişi oluyorum. Yemedim ama aklıma değerli dostum Yüksel'i getirdim ve gülümsedim.

Derken kafeden ayrıldık ve gelen kol gibi faturayı bile gözüm görmedi ödedim çıktım oradan. Sanıyorum ki 6 gün kadar bir tatil yaptı ve gidiyordu. 6 dolu dolu günde bana sırlarını sevgisini ve daha nesini vermişse bu kısımlar anlatmakla bitmez ve hepsi kutsaldı bende artık. Onu yolcu edecektim. Ama bir sabah aniden kaldığım otele gelip odamın kapısında belirdi. Ben çalan kapıyı Alp sanmıştım ama oydu. Sanki Selin beni uğurlayacak sanmıştım. Ne güzel bir vedaydı o... sanırım 15 dakika kadar aralıksız öpüştük sarıldık ağlaştık. İstanbul'da görüşecektik ve aşkımızın devamı için kıtaların birleştiği yerde birleşecektik. Cep telefonum yok demişti bana ev tel. de vermedi benden de almadı. Sadece buluşma noktasını ve yerini tespit ettik. Sultanahmet'teki Ayasofya çay bahçesinde buluşacaktık.

Tarihler 4 temmuzu gösterdiğinde Amerika'da ve bende Kurtuluş günü anıydı. Gün gelmişti. Buluşma yerine saat 11 de gelmiştim oysa saat 1 de buluşacaktık. Derken buluşma yerine geldi oldukça güzeldi. Güneş yanıkları geçmiş ve bembeyaz bakıyordu bana. Bana sarılırken beni sevdiğini söylerken çok içliydi. Selvin'i babamın çalıştığı firmanın aylık bülten dergisine sokmuştum. İyi sayılır bir maaşı da olmuştu. Artık her şey çok iyiydi. Dolu dolu günler geçirdik ve Selvin'i tüm anormal hareketlerine benle birlikteyken bir anda duraklamalarına dalıp gitmelerine karşın sevmeye devam ediyordum. Kötü kaptırmıştım.Hayatta yemin olsun ki Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmedim ama bu kıza karşı inanılmaz bir teslimiyet içerisindeydim.

Derken bir gün bana lafı değişik cümlelerle kullanarak arabamın nerede olduğunu sordu. Doğru ya ona anlattığım bazı anılarımda altımdaki arabayla ettiğim kazalar ve arkadaş gezmeleri de vardı. Ve lanet olsun ki araba o gün erkek kardeşimdeydi. Levent Tuzla'da okur ve okula giderken bazan habersizce arabayı alır. Durumu anlattım hmm. dedi önemi yok falan, ama bozulmuştu sanki. O gün öylece geçti gitti. Bir de akşam haberlerinde borsada pis bi piliç firmasının hisselerine aldığım kağıtların ani çıkışı ve düşüşüyle en pis maddi çöküntümü yaşamıştım. Kağıtları elden de çıkarmam hiç kolay değildi oysa çok umudum vardı. Neyse nede olsa çalışıyordum. Bir ilaç firmasının laboratuar sorumlusuydum. Borsa olayını anlattım kıza dinledi üzüldüm gerçekten dedi. Ama fark etmediğim bir şey vardı ki kızın bana ilgisi azalıyordu. Elimdeki maddi olanakların sarsılmazlığı ölçüsünde kızda bana bir ilgi varmış ki bunlar azaldıkça o ilgi de azalıyordu. Derken temmuz sonlarına doğru olan ilişki artık günde beş telefon konuşmasından haftada 2-3 telefona dek düştü. Beşiktaş'ta buluştuğumuzda daha evvel yapmadığı bir şeyi yaptı ve sadece 2 saatinin olduğunu söyledi. Arabam vardı ama o gün moralim bozuktu Şirkette ise yönetim tarafından bana uygulanan çekememezlik son haddine varmış ve yaşadığım aşkın tesiriyle azalan performansım o gün işten atıldığım günün ta kendisi olmuştu. Bendeki moralsizliği sordu, bana güven dedi, omuz çıktı ama salak gibi de inandım ve anlattım. Bana dediği tek şey yine aynıydı. Gerçekten üzüldüm ne diyeceğimi bilmiyorum hakkında dilerim en iyisi olur. Selvin'le o gün ayrıldık eve bıraktım yanaklarımdan ve ufacık da olsa dudaktan bir buse verdi ve o evine ben evime gittim.

Bu noktadan sonra hayatım yazılmaya başlamıştı işte. Eve geldim yatağıma yattım ve bir mesaj. "Cüneyt kusura bakma hayatım ama zor ama çok zor bir dönemdeyim. Derslerim çok kritik ve de hayatımda bazı kararlar almak durumundayım. Eğer anlayışlı olurda bana zaman verirsen sevinirim çünkü ruhen bir baskı altında olmak istemiyorum". Ben tam karşılık mesajı yazacaktım ne bu? diye ama daha yollamadan ikini bir mesaj geldi ve daha da sarsıldım. "Cüneyt üzgünüm kimsenin yaşamında kimseye ayak bağı olmamalıyım, benim için yaptığın her şey için teşekkür. Hakkını helal et hep aklımda ve gönlümde kalacaksın. Lütfen beni sorgulama ve de bir süre arama bye..."

Sonuçta kızı aradım. Salaklık işte. Ama arkadaş kalalım dost kalalım türü şeyler... Fakat telefondan bir müzik sesi geliyordu. Konuşalım yüz yüze Selin diyordum ama ses yok. "Lütfen Cüneyt bitsin artık. Ruhen hazır değilim." Öyle ya dostlar, ruhen iyi olmadığımızda genelde ayrılır mıyız yoksa sevdiğimizin omzunda teselli mi ararız? Ama ben tam tersi bir durumdaydım.

Buna inandım ve kızı aklımdan silme yoluna gittim. Tarihler 10 Ağustos'u gösterdiğinde Yüksel'le birlikte ulus parkına gittik ve kelimeler ağzımdan yine sevgi sözcükleri şeklinde çıkıyordu. Manyak aşıktım, manyak sevmiştim kızı. Ve oda gerçekten oldukça basit bir şekilde vakur davranarak bitirdi olayını ve gitti. Gerçekten de karizma falan kalmadı ama bunu düşünen kim ki? Zaten şu anda kendime yeni gelmiş ve yeni bir sevgili bulmuş halde normale dönmüş vaziyetteyim ama bu tam bir ay aldı değerli erkek adamlar.

Tarihler 1 ekimi gösterdiğinde babamın çalıştığı İnşaat firmasının plazasına gittiğim bir gün inanılmaz bir şeyle karşılaştım. Derginin editörü Mahir ve Selvin kol kola. O an sildim bunları aklımdan ama Yüksel ve Alp ben istemememe rağmen araştırıp herifle samimi olmuşlar ve bilhassa Alp adeta kanki olmuş adamla. Herif kızı seviyormuş, kız da adamı, ama Mahir kıza bir yığın yalan söylediğini ve bir yığın da maddi yalan söylediğini amcasının lüks cipini sırf kıza yaptığı karizma çerçevesinde 3 haftadır alıkoyduğunu ve kıza Florya'da oturduğunu söylemiş bunların altından nasıl kalkacağını söyleyip Alp'e dert yanmış Alp dostum kıza maaşım 1 milyar dedim ama ben sadece 300 milyon alıyorum ne yapacağım şimdi ben abi? demiş hatta..

Ve de işte flaş.. Kız işe başladığı günden beri konuşuyorlarmış ve de kızın işe başlamasından 1 hafta sonraysa çıkmaya başlamışlar. Kız ona ayrıldığı erkek akadaşının kendisine değer vermediğini cs. falan anlatmış... Pes dostlar pes.. İşte aşk . İsteyen alsın yaşasın. İsteyense bir tarafına soksun ama ben artık istemiyorum dostlar. Lütfen bunu herhangi bir sansür uygulamadan yayınlayın ve safça seven ve her şeyini her yönünü aynen sevdikleri kıza aktaran zavallıların uyarılmasına vesile olun. Siz ise değerli erkek adamalar görün işte sevgiyi tanıyın. İşte kızın size sizi sevdiğini söylerken sizin omzuna başınızı koyduğunuzda kızdan aldığınız o elektrikle verdiğiniz cümle sırlar zincirinin, kızın size yakınlaşmasını ve size destek olmasına yarayacağına değil de sadece ve sadece kızın sizi tartmasına yarayacağını bilin yeter.

Bu arada Mahir ve Selvinin durumlarını da bilmiyorum artık hiç birimiz de ilgilenmiyoruz zaten. Peki ben? Gerçi ben de Ailesel açıdan Paralı sayılacak biriyim ama babamın parasını yemeyi kendime yakıştıramıyorum. çalışıyor ve babama bağımlı kalmıyorum arabamın parasını bile pazarda mont satarak kazanmıştım üniversite zamanında. Ve buna rağmen helal kazanç değil bol kazanç tercih ediliyorsa bol da bir aile kazancım olmasına rağmen ben yine de beni böyle ölü soyucusu aç insanlara bırakmadığı için Allah'a şükrediyorum. Kızlar her zaman Paralı bir erkek bulabilir, bizse her zaman kız buluruz.. Bunu öğrenelim ve dünyalarımızı bizim peşimizden koşanlara karşın gizleyelim dostlarım. Zenginsen fakir görün fakirsen de hiç takma seni bulan sen olduğun için bulsun bağlansın. Ve dünyalarımızı aklında bizim gibi insanların hayalini kuran temiz kızlar karşımıza çıkıncaya dek, Güzellikten başka hiç bir servete sahip olmayan zavallılardan yüksek bir duvarla ayıralım. Dediğim gibi unutmayın. Her zaman buluruz yeter ki biz adam olalım. Bir azizeye dek gönlünüzü mühürleyin ve her güzele bakmayın dostlarım. Güzele bakmamak bence en güzel sevaptır.

Nasıldı atasözü? "Arı bende oldu mu Balı Bağdat'tan bile getirtirim" Sevgiyle ve Selametle kalın değerli dostlar sevgiyle kalın ve ders alın...

Teşekkürler Yüksel ,Teşekkürler Alp , Ferruh , Teşekkürler Anne , Beni yetiştiren ve olgunlaştıran herkese dair..

Teşekkürler Selvin... bir gün senin gibi zafer sarhoşları da bu sulu gözlerle söylenen yalanlarınızın getirisinin mutsuz bir hayattan başka bir şey olmadığını anlayacaklar ama o zaman geldiğinde Zaman beni haklı çıkarıp aynalar sizi yalancı çıkaracaktır.

İlk ve son mektup

Bu mektubu onun için yazmıştım ama veremedım.belkı buralarda okuyordur bılmıyorum ama keşke verebılseydım

Sebep Sensin!!
Sen sorgularken beni kafanda, ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana, oysa sen hep susmanın koynunda..
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşu, teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki, bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi. Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın.
Ah bu sorular... Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben "aşk" dedikçe sen "hayır" dedin.
Zaten az konuşan sen, olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya.
Ben bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer...
Nasıl değiştirmişim seni... Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu işte...
Demek ki gitmelerin zamanı geldi şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne anılarımız kalır aklında ne sevda sözlerimiz.
"Rahat değilim" diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki benden sakladığın gülüşlerini yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım.
Bulup bulup kaybettim seni..
Ne yazık ki toz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
seni sevdıgımı sana soyleyemedım ınan ama dayanacak gucum kalmadı senı olesıye sevıyorum
birtanem!!!
seкo çevrimdışı Kurallara Aykırı Mesajı Bildir   Alıntı Yaparak Cevapla

13 Eylül 2014 Cumartesi

Ayrılık Dönemi İçin Rehber Bilgiler

Ayrılık, her zaman zor. Hayal kırıklıkları, kalp ağrıları ile beraber geçen zor bir dönemin başlangıcı. Bazen, sevgi – saygı çerçevesi korunamadığında daha da travmatik bir hal alabilen “ayrılık” ardından ne yapacağınızı şaşırabilirsiniz.

Böyle durumlarda mutlaka yapmanız gereken şeyler olduğu gibi, uzak durmanızda gereken şeyler de var. Herşeyden önemlisi, bu dönemin geçici olduğunu unutmayıp ileride geriye dönüp baktığınızda hissedeceğiniz hafifleme ve şaşkınlık.


Ağlayın: Kalbiniz kırıldığında, birini kaybettiğinize üzüldüğünüze, onu özlediğinizde, yaptıklarına kızdığınızda çekinmeyin ağlayın. Güçlü olmaya çalışıp içinize atmayın. Zor bir dönemden geçtiğinizin farkında olarak duygularınızı akışına bırakın.

Sessizliğinizi koruyun: Yaşadığınız öfke ve kızgınlık geçmeden aksiyona geçmemenizde fayda var. Böyle zamanlarda söylenen sözlerden dolayı sonradan yaşanan pişmanlık, yapılanların etkisini azaltmaz. Öfkenizi yaşayın ve tepkilerinizi göstermeyi zamana bırakın. Söylemek istediklerinizi ona yazarmış gibi günlüğe yazın ya da arkadaşlarınıza yazıp yollayın. Kızgınlığınızı atmanıza yardımcı olacaktır.

Kendinizle ilgilenin: Kendinizi ihmal etmeyin. Tam tersine şimdi tüm dikkatinizi kendinize vermemnin tam zamanı. Çikolata yiyerek kendinizi daha iyi hissediyorsanız, kendinize en sevdiğiniz çikolatayı almanızda hiçbir sakınca yok. Stresinizi azaltıp sizi rahatlatacak aktivitelere katılın. Bu bazısı için yakın arkadaşlarıyla buluşmak olabilir, bazısı için uzun bir koşuya çıkmak ya da spa ve masaj programına katılmak.

Dedektifliğe kalkışmayın: İlişkinin ardından içine düşeceğiniz boşluk durumunda ne yapacağınızı bilemeyebilirsiniz. Sürekli onun ne yaptığını merak edip Facebook sayfasına girmek, Foursquare üzerinden yaptığı yer bildirimlerini takip edip kimlerle görüştüğünü araştırmak size birşey kazandırmayacaktır. Aksine kafanız iyice karışabilir. En iyisi, tüm bağlantılarınızı bir süreliğine dondurmak ve kendi güvenli çevrenizin (yakın arkadaş ve ailenizin) dışına çok çıkmamak.

Yardım isteyin: Bazen yaşananların etkisinden kurtulmak çok fazla zaman ve güç ister. İşin içinden çıkamadığınızı hissettiğinizde umutsuzluğa kapılmak yerine yardım isteyin. Bunun utanılacak bir durum olmadığını, hepimizin zaman zaman zor dönemlerden geçip destek ihtiyacı hissettiğimizi unutmayın. Yakın çevrenize ya da profesyonel birilerine danışın. Kendi başınıza uzun bir zamanda çözebileceğiniz sorunları çok daha kısa zamanda atlattığınızı göreceksiniz.

Çareyi alkolde aramayın: Bir kadeh şarap ya da bir bardak bira kafanızı rahatlatmanıza yardımcı olsa da bu sınırı aşmamaya çalışın. Depresan etki yaratan alkolü fazla tükettiğinizde istemediğiniz durumlara sebep olabilirsiniz. Böyle durumlarda gerçekten güvendiğiniz insanlarla beraber olduğunuzdan emin olun ve özellikle telefonunuzdan uzak durun.

Film izleyin: Kafayı boşaltmak, karamsarlıktan kurtulmak, biraz gülüp rahatlamak için film izlemek gibisi yok. Birkaç saatlik bir aranın size ne kadar iyi geldiğini göreceksiniz. Ayrıca, bazı filmlerin ilişkiler üzerine olan bakış açınıza yeni alternatif bakışlar sağlayacağını da belirtmekte fayda var. Böyle bir dönemde izleyebileceğiniz filmlerin listesi için tıklayın.

Spora yazılın: Spor, fiziksel sağlığınız açısından olumlu etkilere sahip olduğu gibi salgılayacağınız hormonlar sayesinde ruhsal durumunuzu da pozitif etkileyecektir. Daha sakin birşeyler tercih ediyorsanız, yoga – pilates gibi kursları inceleyebilir; eğer öfkenizi çıkarıp rahatlamaya ihtiyaç duyuyorsanız kickbox – tekvando gibi türleri araştırabilirsiniz.

Sabırlı olun: İlişkinizin süresi ve yaşadıklarınızın yoğunluğuna bağlı olarak değişebilecek ayrılık sonrası bocalama döneminizde sabırsızlık yapmayın ve kendinize zaman tanıyın. Yaşadıklarınızı sindirerek yola sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için kendinizi oyalayacak ilişkilere atmayın. Zaman herşeyin ilacı.

Affedin ve yolunuza devam edin: Size yaşattıkları ne olursa olsun, ilişkiler iki kişinin karşılıklı iletişimi ile var olur. Yaşanmışlıkları geride bırakarak önünüze bakabildiğiniz zaman, ona kızmanın ne kadar anlamsız olduğunu farkedebilirsiniz. Olanlar olmuş ve geçmişi değişterecek bir durum söz konusu olamayacağı için kendi huzurunuzu kaçırmayın. Olanları geride bırakın, çıkardığınız dersleri bir yere not alın ve kendi geleceğinize, yeni ilişkilerinize odaklanın.

Aşk Uğruna Yapmamanız Gerekenler

İlişkiler bazen karışık bir hal alabiliyor. İçinde olunca fark edemediğimiz durumlara kayıtsız kalıp gereken önlemleri almayı geciktirebiliyoruz. En sık yapılan hata da, size iyi gelmeyen mutsuz olduğunuz ilişkileri bir şekilde sürdürmeye çalışmak.
Kendiniz olun: Sizi olduğunuz gibi sevecek birini bulmak kolay değil. Ancak, size hakkettiğiniz değeri verebilecek, sizi özlediğini ifade edebilecek, gözlerinizin içine bakıp sevgisini anlatacak biriyle mutlaka karşılacaksınız. Sizi değiştirmeye çalışan, kusurlarınızı yüzünüze çarpan, zor günlerde kaçan biri ile uzun vadede mutlu olamazsınız.
Anlaşılma ihtiyacınızı küçümsemeyin: Herkesin kendini özgürce ifade edebilmesi ne kadar gerekliyse, doğru anlaşılma ihtiyacı da o kadar önemli. Sizi duymayan, paylaştıklarınıza gereken ilgiliyi göstermeyen, empati kuramayan biriyle ilişkinizi yeniden gözden geçirmenizde fayda var. Anlaşılmak, en temel ihtiyaçlarınızdan biri.
Kendi kararlarınızı verin: Hayatınızla, geleceğinizle ilgili karar vermeniz gerektiğinde bu kararı başkasına bağlı olarak vermeyin. Anahtarı başkasının eline verip peşinden sürüklenmek, sizi sonradan çok pişman edebilir. Neyi isteyip istemediğinizi düşünün. İlişkinizi etkileyecek büyüklükteki kararlarda konuşarak kararınızı hangi yönde verdiğinizi sebepleriyle açıklayın. Ortak bir çözüm üretebilirsiniz ancak yalnızca karşınızdaki kişiye bağlı olarak hareket etmeyin.
Mutluluğunuz, iç huzurunuz önemli:Huzursuz ya da mutsuz olduğunuzu fark ettiğiniz bir ilişkinin size pek faydalı olamayacağını siz de kabul edersiniz. Yaşam kalitenizi düşürmeyin, kendi mutluluğunuzu önem sıralamasının üst basamaklarında konumlandırın.
Kendinizle iletişiminiz ve deneyimleriniz öncelikli:Kendinizi geri plana atmayın. Arada içinize dönüp duygu, düşünce ve beklentilerinizi tartın. Hayatta gelemk istediğiniz noktanın neresinde durduğunuzu tespit edin, ulaşmak için neler yapmanız gerektiğini düşünün. Yapmak istedikleriniz yapamadığınız bir ilişkide kendinizden uzaklaşma rskiniz çok yüksek. Bunu fark edebilmek çok önemli.
Özetle, hiçbir ilişki sizin kendinizle olan diyaloğunuzdan, mutluluğunuzdan önemli değil. Kendiniz olabildiğiniz, huzurlu ve mutlu bir ilişkiyi hakettiğinizi unutmayın. Aksi durumlara sebep olan ilişkilerden çıkmaya çalışın. Çıktığınızda bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu siz de göreceksiniz.

İlk Buluşma Gerginliğini Azaltma Yöntemleri

Bir süre yazıştıktan sonra, karşınızdaki insanı görme isteğiniz dayanılmaz bir noktaya gelebilir. İlk buluşma kararlaştırıldıktan sonra da gergin bi bekleyiş başlar. Bu tatlı gerginliğin olumsuz etkilerini azaltmak için önerilerimizi dikkate alabilirsiniz.
Yalnızca bir buluşma: Bu buluşmaya aşırı anlam yüklemeyin ve beklentilerinizi minimumda tutmaya çalışın. Arkadaşınızla buluşurmuş gibi olacağını düşünün ve abartılacak bir durum olmadığını kendinize hatırlatın.
Basit tutun: İlk buluşma için fazla aksiyonlu bir program yapmayın. Kahve içmek, sahilde bir gezinti gibi daha basit aktiviteler daha az gerginliğe sebep olur.
Plan yapın: Önceden ne yapacağınızı planlayın. Gideceğiniz mekana karar verin ve kalabalık olma ihtimaline karşı önceden arayıp rezervasyon yaptırmanız gerekiyorsa bu noktayı atlamayın. Mekanda bir aksilik çıkması durumunda yakınlarda gidilebilecek bir alternatif mekan araştırın.
Zaman ve lokasyon önemli: İki taraf için de rahat olacak bir zaman ve yer kararlaştırın. Yetişmek için koşturmak zorunda kalacağınız bir durum oluşursa gerginliğiniz de yüksek seviyelere ulaşabilir. Ayrıca, saatlerce trafikte kalmanıza sebep olacak mesafelere kalkışmayın. Aynı şekilde haftasonu sabah erken saatleri de riskli olabilir.
Güçlü yönlerinizi gözden geçirin: Öncelikle birşeyi kanıtlamak zorunda olmadığınızı düşünüp kendiniz gibi davranmaya çalışın. Buluşmadan önce güçlü yönlerinizi tekrarlayıp kendinize güveninizi arttırıp daha rahat olabilirsiniz.

Geleceği düşünmeyin: Henüz ilk buluşmayı yeni planlamışken sonraki adımlara değil, o ana odaklanın. Karşınızdakinin söylediklerini önemseyin, sohbeti devam ettirin. Bu noktada oluruna bırakmakta fayda var. Geleceği düşünerek dikkatinizi dağıtmayın, kendinizi gerginliğe sokmayın.
Aynayı kontrol edin: Çıkmadan önce, mutlaka aynaya bakın. “Kıyafetinizde gözünüzden kaçan bir nokta var mı, dişlerinizin arasında birşey kalmış mı, makyaj bulaşmış mı?” gibi soruların cevabını alıp kendinizden emin bir şekilde çıkın.

Kıskançlık Nedir Nasıldır ?

Kıskançlık ilişkiler için tatlı bir his. Bu hissi bazen aşırı hissettiğimizde ise ilişki acılaşabiliyor. Aşırı kıskanç bir eş ya da sevgili o ilşkiyi zindana dönüştürebiliyor. Her zaman söylediğimiz gibi bir şeyin azı karar, çoğu zarar. Kıskançlık hakkında ben de çoğu zaman araştırma yapıyorum. Merak ediyorum neden kısanıyoruz kıskanınca neden üzülüyoruz ?
İşin psikolojik boyutu var elbet de. Psikolojide kıskançlık nedir, ne değildir ?
Psikologlara göre kıskançlık, var olan bir aşka, ilişkiye veya onun kalitesine yönelik tehdide bir tepki… Gıpta ve hasetten farklı olarak hep üç kişi ve kaybetme korkusu vardır. Kıskanan insan birçok duyguyu aynı anda yaşar, aklından bin türlü düşünce geçer, bir sürü farklı davranış biçimleri sergiler. Duygular: Acı, kızgınlık, kin, üzüntü, haset, keder, aşağılanma. Düşünceler: İçerleme, suçlama, kendini rakiple kıyaslama, imajın sarsılmasından korkma, kendine acıma. Davranışlar: Kendini bitkin hissetmek, titremek ve terlemek, sürekli soru sormak ve karşındakinden sürekli güvence istemek, saldırgan davranışlar, hatta şiddet.
Dozunda Kıskançlık İyidir Kıskançlık dozunda olduğu sürece, var olan bir ilişkinin korunmasını bile sağlayabilir. Kişilere, eşlerinin çantada keklik olmadığını hatırlatır. Karşındakine emek vermeye, onun kendisini değerli hissetmesi için çaba göstermeye yöneltir.
Ölçüyü Kaçırmayın Bazen kıskançlıkta ölçü kaçar. Bu tarz kıskançlıklar gerginlik yaratır. Karşıdaki, kıskançlığa mahal vermemek için sürekli temkinli davranmak, tetikte olmak zorunda hisseder. Durumun farkında olan kıskanç taraf ise kendini suçlama ve haklı çıkarma arasında gidip gelir.
Nasıl Başa Çıkılır? Çiftlere bazen hayatı zehir eden, ayrılmalarına bile yol açan kıskançlık duygusuyla başa çıkmak aslında hiç de kolay sayılmaz. Uzun zaman ve emek isteyen bir mücadele olabilir. Eğer kıskançlığınızın çocukluğunuzda yaşadıklarınızdan kaynaklandığını düşünüyorsanız, bir psikolağa başvurmanızda yarar var.
Çocukluğunuzla ilgili bağlantı kuramıyorsanız o zaman şu noktaları gözden geçirmeniz faydalı olabilir Kıskançlığınızın gerçekçi olup olmadığını gözden geçirin. Onu neden kıskandığınızı düşünün. Gerçekten ilişkinize yönelik bir tehdit söz konusu mu? Sizin tavırlarınız ilişkinizi kötüleşmesine neden mi? Kendi kendinize telkin edin. Kıskançlık belirtileri hissettiğinizde eşinizin sizi sevdiğini, size bağlı olduğunu ve size saygı duyduğunu hatırlayın. Sevilmeye layık, hoş bir insan olduğunuzu ve ters giden bir şeylerin olmadığını söyleyin kendi kendinize.
Eşinizden güvence isteyin. Kıskançlıkla başa çıkmanın iyi bir yolu da eşinizden güvence istemek. Neden olmasın?

Eşiniz Size Göz Açtırmıyorsa • Olaya farklı bir açıdan yaklaşın. • Kıskançlığın aşkın belirtisi olduğunu anımsayın. Hemen savunmaya geçmektense, onu anlamaya çalışın. • Kendi davranışlarınızı gözden geçirin. • Belirli davranışlarınızın partnerinizin sizi kıskanmasına neden olduğunu biliyorsanız, bu davranışlarınızı değiştirmeye çalışın. Verdiğiniz sözleri tutun, yapamayacağınız sözler vermeyin. • Onun güvenini geliştirin. Ona, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek için her fırsatı değerlendirin. Onu neden sevdiğinizi anlatın. İltifat edin, gelecek hayallerinizi paylaşın. Olmadı, bu konuyu konuşmayı deneyin. Yine sonuç yoksa birlikte psikoloğa gidin.

Aşkınız Bir Saman Alevi Mi?



Romantik Hollywood filmleri, beyaz atlı prenslerin başrolde olduğu prenses masalları ile aşka dair beklentilerimizin küçük yaşlardan itibaren şekillendiğini söyleyebiliriz. Bu beklentilerin ne kadar karşılandığını zaman geçtikçe deneyimleyip kendimize göre yeniden oluşturuyoruz. Ancak, aşıkken duygu yoğunluğumuzdan dolayı gözümüzden kaçırdığımız bazı önemli ipuçları olabilir.

Yaşadığınız ilişkinin bir saman alevi mi yoksa yıllardır aradığınız mutlu ve uzun ömürlü aşk mı olduğunu anlamak için şu noktaları göz önünde bulundurmakta fayda var.

Duygu yoğunluğu bir kriter değil: Uzun ömürlü ilişkilerin en önemli unsurlarından biri, ilişkinin olgunluğudur. Bu olgunluğun oluşabilmesi için belli bir zaman, saygı ve güven gerekir. İlk zamanlarda hissedilen yoğun duygular bu 3 unsurun önüne geçtiği için tam olarak karşınızdakinin doğru insan olup olmadığının göstergesi olarak kabul edilemez.

Uyarı bayraklarını görmemezlikten gelmeyin: Kendinizi bir ilişkiye adadığınızda, dengelere dikkat edin. Çeşitli kültürel yargıları kenara bırakarak kendinizin daha çok fedakarlık yapması veya ilişikiyi sahiplenmesi gerektiği düşüncesini benimsemeyin. İki kişinin karşılıklı etkileşimleriyle oluşacak ilişkiniz, sağlam temeller üzerine oturmalı. Baştan itibaren sorumluluk sahibi olan tek taraf olmamalı, taraflar arasında eşit dağılmalı.

Bazı konullarda hemfikir olmak gerekebilir: Bireysel düşünce ve kararlarınızda farklılık göstermeniz ilişkinizi zenginleştirse de belli durumlarda ortak bir bakış açısına sahip olup aynı doğrultuda karar verebilmek uzun ömürlü ilişkilerin önemli bir parçası. Örneğin;

  • Duygu yoğunluğunuz ve iletişim alışkanlıklarınız
    Gelecek planları, tatiller
    Birbirinize karşı olan sorumluluklarınız
    Arkadaş ortamları, aile ile tanışma zamanlaması
    Ekonomik durum, genel harcamalar, yaşam standardı
gibi konularda yakın çizgide yer almanız önemli bir işarettir.


Tüm bu maddeleri bir cümlede toplayacak olursak, “romantik bir ilişkinin olmazsa olmazı; sizi sevgi, saygı ve hakkettiğiniz değer çerçevesinde tamamlayacak biriyle beraber zaman içinde oluşacak güvenli bir iletişimdir” diyebiliriz.

12 Eylül 2014 Cuma

Eski aşka yeni şans

Ne olacak şimdi
Hepimiz insanız ve genelde birinin değerini o kişiyi kaybettiğimiz zaman anlarız. Erkek arkadaşınız için de öyle olmuş olacak ki, geri dönmek istiyor. Belki siz bu arada başka biri ile tanıştınız, belki de ona karşı olan tüm duygularınızı yitirdiniz. Peki şimdi ne olacak?
Siz de bir anda kötü günleri unutur ve geçmişteki iyi günleri hatırlamaya başlarsınız. Fakat onu tekrar kabul etmeniz doğru olacak mı? Ya aynı hatalar tekrar yaşanırsa... Aslında bu konuyu düşünmek için ilk önce neden ayrıldığınızı hatırlamanız gerekir. İlişkiniz neden bitmişti? Eğer sizi aldatmışsa, tekrar aldatacaktır, eğer size kaba davranmışsa bunu tekrar yapacaktır. Bunları düşünmeli ve öyle karar vermelisiniz. Eğer ayrılık sebebinizin tamiri mümkünse işler farklılaşır. Bu durumda ona bir şans daha vermenizde yarar var. Sorunları gözden geçirmelisiniz.

Yine incitirse

Bu ilişkinin yürümesi için iki defa şans verdiniz, fakat sıra üçüncüye geldiğinde arkanıza bile bakmadan yürümeli ve sıradaki insanları gözden geçirmelisiniz. Bir erkek sizi iki defa incitmeyi başarmışsa, bunu hep yapacak demektir. Başka insanlara şans vermeli ve bu ilişkiden kurtulduğunuz için kendinizi şanslı hissetmelisiniz.

İletişiminizi İyileştirmenin 6 Yolu

Aşkın tuzu biberi ufak tefek kavgalardır. Bağrış – çağrış ardından varılan yaşanan ateşkes, yatışan sinirler beraberinde bir rahatlama getirir. Ancak, kavgaların sıklığı ve niteliği ilişkinizin kalitesini etkileyebilir. Çözümsüz ve şiddetli kavgalar sizi yıpratır ve uzun vadede tuz-biber olmaktan çıkar.

İşlerin bu noktaya gelmemesi için iletişiminiz güçlü olmalı. “Güçlü iletişim nasıl olur?” diyecek olursanız;

1. Önceliğiniz her zaman “anlamak” olsun, “üste çıkmak” ya da “görüşünü kabul ettirmek değil”. Karşınızdakinin derdini, kızdığı noktayı anlayamadığınızda çözüm bulmak da zorlaşır.
2. Kimin haklı olduğu önemli değil. İki taraf birbirini az çok anladıysa bir çözüm bulup ortak bir noktada buluşmak daha önemli. İşi sidik yarışına çevirmek bir çözüm olmayacaktır.
3. Çözüm üretme aşamasında duygularınızı geride bırakın, mantığınızı dinleyin. Yoğun duygular, işleri olduğundan farklı görmenize sebep olabilir. Gerekiyorsa biraz ara verip sakinleştikten sonra çözüm önerileri üzerinde konuşabilirsiniz. Daha sağlıklı sonuçlar alacağınızı göreceksiniz.
4. Kelimeleri seçerek kullanın. Öfke anında düşünmeden sarf edilen sözler hiç istemeyeceğiniz reaksiyonlara sebep olabilir. Tartışma sırasında aldığınız cevaplardan karşınızdakinin en çok hangi noktalara takıldığını belirleyip bu tarz kalıpları kullanmamaya çalışabilirsiniz.
5. Karşınızdakinin duygularını küçümsemeyin, önemseyin. Yıpratıcı değil, yapıcı olmaya çalışın ve bu doğrultuda sınırlarınızı koruyun. Çizgiyi aşmamaya, terbiyesizleşmemeye çalışın.
6. Sorunları görmemezlikten gelmeyin, kaçınılmaz tartışmalarda konuyu öylece bırakıp kaçmayın. Sorunlar birikmeden çözmek her zaman daha kolay olacaktır.

Eğer kavga konunuz hep aynıysa, belli durumlara çözüm üretemiyorsanız kısır döngü içine girmeyin. Tarafsız bir 3. Kişiye danışabilir, profesyonel yardım isteyebilirsiniz. Daha çözüm odaklı yolları denemeniz faydalı olacaktır.

Kadınların Merak Ettiği 5 Soru ve Cevapları




Dr. Brenda Shoshanna
Şunu resimleyin. Beraber harika bir gece geçirdikten sonra partnerinizle yan yana yatakta uzanıyorsunuz ve birbirinize daha bağlanmış hissediyorsunuz. Bu çekim öncesi sahneyi bozabilecek tek şey bunun ne kadar hoş olduğundan konuşmaktır. Ancak tam da kulağına “Sen ne düşünüyorsun?” diye fısıldadığınızda durun. Neden? Tam da partnerinizdeki neler oluyor bakışını önlemek için.

Yalnız değilsiniz. İlişkilere gelince, birçok kadın erkeklerin ne düşündüğünü merak eder. Sırlar ilişkileri yıkabilecek kadar kuvvetli düşmanlar kabul edilir. Ancak hiçbir şey gerçekten daha uzak olamaz. Aslında, her partnerin kendi özel dünyasının olması çok önemli, düşünceleri, duyguları, sınırları, sadece ve sadece ona ait olacak şeyler, başkasına değil. Yani iyi niyetli bir kadın ne yapar? Nerede fazla dokunulmamış başlık varsa onları okur. Eğer şu 5 soru hiç dudaklarınızdan ayrılmıyorsa eşinizin kulağında sadece müzik olabilir? Bakın:

1) Başka kadınlardan hoşlanıyor musun?
Bunu merak etmeyin. Bazı kadınlar bunu sürekli sorar. Başka kadınlara bakmayan ve etkilenmeyen erkek ya çok yaşlıdır, yorgundur ya da yalan söylüyordur. Eğer bir erkek bunu gizli yapıyor, diğer kimselere bunu göstermiyor ya da bunu yaparken kendinizi güvensiz ve diğer kadınlarla yarış halinde hissetmenize neden olmuyorsa bunun yanlış bir tarafı yok. Başkalarına bakması ve diğerlerine cevap vermesi sizi arzulanılır bulmadığı ya da sizi başkalarıyla karşılaştırdığı anlamına gelmez. Çoğu erkek kadınlara bakarak cinselliklerini ve fantezilerini güçlendirir. Bunun hakkında konuşmasını isterseniz sadece kendinizi sinirlendirmekle kalmazsınız aynı zamanda onu utandırırsınız da. Doğal olarak yapacaklarını sansürsüz yapamaz hisseder. Size olan aşkının tadını çıkarın ve onu yalnız bırakın.

2) Eski ilişkilerinde ne oldu?
Bazı kadınlar erkeklerinin geçmişinde olup biteni öğrenmeye takıntılıdır. Eski kız arkadaş ya da eşlerle boy ölçüşebilip ölçüşemeyeceklerini öğrenmek isterler, şimdi eskisi kadar mutlu olup olmadığını ve bir kalp acısının gerçekten dinip dinmediğini. Bu konulardan hiç birini açmaya gerek yoktur.

Özellikle eski ilişkisinde neyin kötü gittiğini öğrenmek isteyebilirsiniz. Unutmayın, eskiden farklı bir adam olmuş olabilir, hatalarından ders almıştır. Eski hatalarını ona karşı kullanmaya kalkmayın çünkü muhtemelen bunları hatırlamak istemeyecektir. Onu kötü bir şekilde tanımanızı istemez. Sizinle olduğu gibi kendini iyi hissetmesine izin verin ve diğer partnerleri ile olan eski anıları deşmeyin. Eskiyi eskide bıraktığınızda, durduğu yerde duracaktır.

3) İlişkimizin nereye (ve nasıl) gittiğini düşünüyorsun?
Çoğu kadın ilişki sohbetlerine dalmadan duramaz. Genel olarak erkeklerinin ilişki hakkında ne hissettiklerini bilmek isterler, bu yüzden detayları öğrenmek için soru sorarlar. Sorun şu ki bu tip konuşmalar erkekleri rahatsız eder. Bu soru oldukça geniştir ve adam aslında ne sorduğunuzu anlamayabilir. Örneğin, bu evliliği tartışmak için bir ön soru mudur yoksa sadece sizinle olan ilişkisinden memnun olup olmadığını mı öğrenmek istiyorsunuz?

Tabii ki erkeklerin ilişkilerin nereye gittiği hakkında fikirleri vardır, aynı kadınlar gibi. Asıl problem böyle ağır bir konu açtığınızda, bazı erkekler verdikleri cevaba göre bunun onları içten ve rahatsız bir konuşmaya götürebilecek olmasından korkarlar. Yargılanıyor ya da eleştiriliyorlar gibi hissedebilirler ve bu çok sık olur. Sürüklenip gitmelerine neden olur. Bütün beklentilerinizi bir tek konuşmaya sıkıştırmak yerine ilişkinizde iletişimi her zaman açık tutmaya çalışın. Böylece her ikiniz de duygularınızı istediğiniz gibi söyleyebilir ve doğal olarak dinlenmesini ve yerine getirilmesini sağlayabilirsiniz.

4) Ne düşünüyorsun? (Genellikle yatakta)
Bazı kadınlar erkeklerinin yatakta sadece kendilerini düşündülerinden emin olmak isterler ama bu bir erkek için çok karışık bir sorudur. Sizi sevse ve sizinle çok mutlu olsa bile seks sırasnda başkalarıyla ilgili fanteziler kurmak bir erkek için çok normaldir. Bu orda sizinle beraber olmadığı anlamına da gelmez. Bu sadece onun kendini farklı şekillerde tatmin etme şeklidir.

Onları sizinle paylaşmak istemiyorsa sakın gizli fantezilerinden bahsetmeyin. Eğer o bahsetmiyorsa, muhtemelen kendini eleştirilmiş, suçlu ve belki de kısıtlanmış hissediyordur. Öte yandan, eğer fantezilerini paylaşmak isterse de bu sakıncalı olabilir. Aklından geçenleri sindirebileceğinize ve bunları düşünmesinin sizinle ilgilenmediği demek olmadığına kendinizi hazırlayın. Bunları duymamak istemeniz tamamen kabul edilir. Sadece ona isteklerinizi kibarca söyleyin.

5) Arkadaşlarınlayken benimle olduğundan daha mı çok eğleniyorsun?
Birçok kadın partnerlerinin ilgisi ve dışarıda başkaları ile geçirdiği vakit konusunda takıntılıdır. Özellikle de dışarıda erkek arkadaşlarla geçirilen geceler için. Partnerlerinin sevgisini bir kanıtı olarak kadınlar her türlü etkinliğe dahil edilmek isterler. Ve bir erkek arkadaşlarıyla dışarıdaysa, onlara kendileriyle daha iyi zaman geçirdiklerini gizlice söyletebilmek için bu soruyu sorarlar. Bazı kadınlar erkek ailesi ile beraber olduğunda bile tehdit altında olduklarını düşünürler.

Aslında, erkeğiniz erkekçe takılmaya ihtiyaç duyar ve sizi ne kadar sevdiği önemli değildir. Onu gerçekten sevmek onun kendi gibi olmasına, bütün ihtiyaçlarını gidermesine izin vermektir. Sizi ne kadar severse sevsin hayatında başkalarına da ihtiyaç duyar. Ne kadar tatmin olursa, size o kadar verecek şeyi olur O yüzden arkadaşlarıyla zaman geçirmesine izizn verin. Detayları sorgulamayın. Sağlıklı bir ilişkinin iyi yanı ikinizin de duygularına güvenmesi ve kimle olursa olsun ve ne yaparsa yapsın diğerini mutlu görmek istemesidir.

Kadınca aldatma aldatılma



Kadınca aldatmaya bir bakış atalım şimdi. Kadınlar aldatmaz erkekler kadar. Erkeklerin daha çok aldattığını biliyoruz. Merak ediyoruz, erkek neden aldatır, bir erkek eşini hangi sebeplerle aldatır ve aldattığında ne gibi bahanelerin ardına sığınır ? Erkeklerin kadınları aldatma sebepleri aslında daha çok bahane boyutunda ve içler acısı. Kadınlar erkeklerin güzel kadınları tercih ettiğini söylüyor. Erkeklerse kadınlarda güzelliğe değil daha çok ilgiye ve övgü derecesine bakıyor. Uzmanların söyledikleri bu noktada daha çok önemli. Bakalım uzmanlar bu konuda neler söylüyor ve erkeklerin aldatma nedenlerini nasıl yorumluyor. Uzmanların konu hakkındaki görüşleri: İlkim Öz, kadınların daha detaycı, analizci ve iyi gözlemci oldukları için, eşlerindeki değişiklikleri hemen fark ettiğini söylüyor: “Eşini seven bir kadın aldatıldığını anlar. Ama her kadın aldatılır diye bir şey yok. İhanetin olmadığı evlilikler de var. Çiftlerin kişilikleri uyumluysa, cinsel aşkları, tutkuları ve sevgileri devam ediyorsa ihanet olmuyor.” Güzel kadınların daha çok aldatıldığına dair bir araştırma sonucu olmadığını söyleyen Öz,”Allah çirkin şansı versin, derler. Güzel kadın, kendinden emin ve özgüvenli olduğu için eşini çok da mercek altına almıyor olabilir. Bir başka sebep de erkekler eşlerinin güzelliği karşısında eziliyor olabilirler. ‘Sen çok güzelsin ama ben seni aldatabiliyorum’ gibi bir başkaldırı olabilir. Artık insanlar, daha materyalist. Sevgiden daha çok, para, şahsi çıkarlar, kariyer ve mevki peşindeler. Kadınlar gibi erkekler de, zengin eş arıyor. Bu temeller üzerine kurulu ilişkiler, aldatmaya çok açık. Bilinçaltları, ‘Daha zenginini bulduğunda ona git’ sinyalini veriyor.”

Boşanma Sendromu Uzun Sürüyor



Boşanmak insanı yoruyor. Özellikle birbirine alışan çiftler boşandığında uzun süre kendine gelemiyor. Kolay değil tabi ki. Boşanmak hayatta önemli bir dönüm noktası.Bu noktayı lehinize ya da aleyhinize çevirmek sizin elinizde. Nasıl üzülmeyeceğinizi bilmiyorum açıkcası.İngiliz Daily Mail Gazetesi’nin haberinde, 4 bin boşanmış çift üzerinde yapılan bir araştırmada eşleriyle yollarını ayıran insanların yüzde 43’ü kendilerini yeni bir ilişkiye ancak 18 ay sonra hazır hissediyor. Aldatma sebebiyle boşanan çiftlerin ayrı tutulduğu araştırma, boşanmaların özellikle de çocuk sahibi çiftler için, ne kadar zor bir süreç olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Erkek Nasıl Kadın İster?



Erkek nasıl kadın ister? Aslında kadınların pek çoğu bu tip sorulardan nefret ediyor. Kadınların onuru zedeleyen ve kadınları erkekler nezdinde küçük duruma düşüren bu tip sorular her nedense internette sık sık gündeme geliyor. Erkekler kadınları eleştiriyor. Evet bunu biliyoruz. Peki ya kadınlar? Kadınlar erkekleri hiç mi eleştirmiyor? Kadın nasıl erkek ister? Herkes ilk etapta parayı düşündü değil mi? O zaman erkek de güzel kadın ister..Çünkü erkekler konusunda da insanın aklına hemen kadının güzelliği ve dişiliği geliyor. Ama yapılan araştırmalar erkeklerin salt güzellik aradığını yalanlıyor. Erkekler güzel kadınlara baksalar da hayatlarındaki kadının sadece güzel olması yetmiyor. ABD’de Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre erkeklerin bir kadında aradığı özelliklerin başında esprili olması geliyor. Araştırma ekibinden Prof. Garry Chick, “Kadının esprili olması onun genç ruhlu olmasının ve doğurganlığının sinyallerinden. Bu nedenle erkekler uzun süreli beraberliklerinde esprili kadınları tercih ediyorlar” dedi. Araştırmada, “En çekici kadın hangisi?” sorusunun yanıtları arasında esprili birinci sırayı, eğlenceli üçüncü sırayı, şakacı beşinci sırayı alırken fiziksel anlamdaki çekicilik çok aşağılarda, dokuzuncu sırada yer aldı.

Her Erkeğin Sevdiği Kadınca Özellikler




Her erkeğin sevdiği, bir takım kadınca, kadınlara has ama bir o kadar da çekici özellik var. Erkeklerin sevdiği, beğendiği, sahiplendiği, saygı duyduğu ve kaybetmek istemediği temel kadın davranışlarına bir bakalım. Bu özellikleri taşıyan kadınlar erkekler nazarında değerli ve saygı duyulası oluyor. Erkekler, eşlerini ya da sevgililerini böyle kadınlardan seçmeye özen gösteriyor. Her kadında bulunması gereken en önemli kadınca özelliklerGüçlü, saygılı, neşeli, temiz, duygusal, mantıklı ve anaç kadınlar biraz da kendilerine baktıkları zaman erkekler için vazgeçilmez oluyor. Erkeklerin vazgeçemediği ve çok beğendiği kadınlar, çalışan, kendi parasını kendi kazanan, neşeli, yaşamayı seven, kavga etmekten hoşlanmayan ve iyimser kadınlar. 1. Öncelikle kendine sahip çıkar. Hayatını dürüstçe kazanır, onurludur, elini açıp erkekten para beklemez… 2. Erkeği kovalamaz. Ayın, güneşin ya da yıldızların sadece erkeğin etrafında dönmediğini iyi bilir. Cilveli kadın erkeğin peşinden ümitsizce koşmaz ya da onu sürekli kontrol etmez. Kısacası dünyasının merkezi yalnızca ilgilendiği erkek değildir. 3. Gizemlidir… Dürüsttür fakat her şeyini bir anda ifşa etmez. Elindeki kartları iseyüksek sesle açmamayı tercih eder. 4. Erkeği kimi zaman merak içinde bırakması gerektiğini iyi bilir. Onunla her gece buluşamaz çünkü yapması gereken başka işleri de vardır. Cep telefonuna uzun mesajlar atarak sanal bir sevgiliye dönüşmeyi de tercih etmez. Erkek, onu sevgiyle özlemelidir. 5. Yanlış anlaşılmalara asla izin vermez, ancak kırgın olduğunda da kendisiyle iletişim kurulmasını engeller. Kafasını toparladığında ise az ve öz bir şekilde, kırgın olduğu konudan açık yüreklilikle söz eder. 6. Zamanın kontrolünü elinde tutar. Hayatındaki erkek ile arasındaki ritmin denetimi sadece onun elindedir. Ancak bunu karşısındakine asla belli etmez. 7. Espri anlayışını sürekli geliştirir. Sahip olduğu mizah anlayışı ile hayatındaki erkeği gülümsetmeyi başarır. 8. Kendine değer verir. İltifat edildiğinde gülümseyerek teşekkür eder. Hayatındaki erkeğin eski ilişkilerini sorgulamaz ve kendini başka kadınlarla kıyaslamaz. 9. Hayatındaki erkekten öte tutkuları da vardır. Hobileri, arkadaşları, işi ya da ailesi de onun için yaşadığı aşk kadar önemlidir. Ancak hiçbiri bir diğerinin önüne geçmeyecek kadar iyi dengelenmiştir. Hayatındaki erkek o an için yanında bulunmadığında ya da ona zaman ayıramayacak kadar yoğun olduğunda bu duruma içerlemez, çünkü kendini oyalayacak başka meşguliyetleri de vardır. 10. Bedenine özenle yaklaşır. Görünüşünü ve sağlığını önemser. Kendine olan saygısının fiziksel görünümüne de yansıması gerektiğine inanır.

Kadınlar erkeklere oranla eşlerini daha çok takip ediyor



Aileler internette oğullarını kızlardan daha fazla takip ettiği dikkat çekerken, ebeveyn takibi için oluşturulan uygulamanın da kadınlar tarafından eş takibinde kullanıldığını da ortaya çıktı. Eş ya da erkek arkadaş takibini en fazla 25 ile 34 yaşları arasındaki kadınların yapıyor olması da dikkat çekti.

KİM DAHA RİSKLİ DAVRANIŞ SERGİLER?
Uluslararası güvenlik yazılımı şirketi Bitdefender'ın yaptığı bir araştırmaya göre, ebeveynler sanal ortamda erkek çocuklarını denetim amaçlı takip ediyor. Bitdefender'ın 1600'den fazla gönüllünün katıldığı ve üç ay süren araştırmasında, ebeveynlere çocuklarının Facebook hareketlerini kontrol etmeleri için geliştirilen bir yazılım kullandırıldı.
Üç ay sonunda çıkan istatistikler ise oldukça şaşırtıcı oldu. Ebeveynler, 13-17 yaş arasındaki erkek çocuklarını aynı yaş aralığındaki kız çocuklarından yüzde 50 daha fazla izliyor. Bitdefender yetkilileri, bu şaşırtıcı sonucun her hangi bir hata içermediğini, sadece erkek çocukların kızlara oranla daha fazla çevrim-içi olmalarından kaynaklandığını düşündüklerini belirtiyorlar. Erkek çocukların sanal ortamda daha riskli davranışlar sergileyebileceği algısı nedeniyle, ebeveynlerin tedirgin olduğunun görüldüğünü belirten yetkililer, özellikle siber zorbalık, siber-yem, video paylaşımı gibi daha erkeksi davranışlar sergileyen genç erkeklerin, ailelerini daha çok endişelendirdiğini belirtiyorlar. Ayrıca kız çocuklarının sanal ortamda daha ihtiyatlı olduğunun altını çizen yetkililer, bu sonucun kız çocuklarının ebeveynlerine daha fazla güven aşıladığının da bir göstergesi olabileceğini söylüyorlar.

KADINLAR EŞ VE SEVGİLİ TAKİBİ YAPIYOR

Aynı istatistikler bir başka ilginç sonucu daha otaya çıkardı. Kadınlar, Bitdefender'ın Ebeveyn Kontrolü aracını eşleri ve/veya sevgililerini izlemek amacıyla kullanıyor! Ankete katılan 1600 kişinin sadece yüzde 23.87'si çocuklarını takip için bu aracı kullanırken, kullanıcıların büyük bir çoğunluğunu eşini ya da erkek arkadaşını internette izlemeye alan kadınların oluşturduğu görüldü.

25-34 YAŞ ARASI KADINLAR TAKİP EDİYOR

Bitdefender'ın araştırmasına göre eş ya da erkek arkadaşını en fazla 25 ile 34 yaşları arasındaki kadınlar takip ediyor. Amerikan ve İngiliz kadınlar, uygulamayı kullanan kadınların yüzde 67'lik kısmını oluşturarak erkek arkadaşını ya da eşini takip edenler listesinin başını çekiyor. 35-44 yaşlarındaki partnere sahip olan kadınlarda ise bu alışkanlığın daha az olduğu, ancak yine de bir erkeğe göre iki kat fazla olduğu belirtiliyor.

ERKEKLERDEN ORAN DÜŞÜYOR

Bu uygulamayı eş ya da kız arkadaşlarını izlemek için kullanan erkeklerin oranı ise kadınların üçte biri. Eş ya da sevgilinin yaşı yükseldikçe takipçi erkek sayısı daha da azalıyor!
Bitdefender güvenlik araştırmalarının başındaki isim olan Catalin Cosoi, bu kadar çok kişinin başka insanları takip etmesinin oldukça şaşırtıcı olduğuna dikkat çekiyor. Bu teknolojinin çocuklarının Facebook'ta neler yaptığını ve kimlerle konuştuğunu takip edebilmesi amacıyla ebeveynler için tasarlandığını belirten Cosoi, programın amacının dışında kullanıldığını ifade ediyor.
Türkiye'de DataStar tarafından satışa sunulan Bitdefender Total Security 2013 ve Bitdefender Internet Security 2013 güvenlik yazılımlarında, ailelere çocuklarının internete bağlı iken takibini içeren Ebeveyn Kontrolü aracı bulunuyor. Bu araç ile aileler çocuklarının Facebook hareketlerini izleyebiliyor.

Twitter, Aşkı Öldürüyor



Twitter, Facebook’tan sonra en yoğun kullandığımız sosyal medya platformu. Özellikle gündeme dair tartışmaların döndüğü, haberlerin en hızlı yayıldığı, çeşitli konularda yardım ve destek bulunabilecek bir platform olarak hayatımızda yer etmiş durumda.
Kendine özel bir jargonu olduğunu, bu platformda çok zaman geçirenler bilir. Ancak, Twitter’da çok zaman geçirenlere kötü bir haberimiz var.

Missouri Üniversitesi Gazetecilik Okulu’nda doktora yapmakta olan Russel B. Clayton, yaptığı araştırma ile ilginç verilere ulaştı. 581 Twitter kullanıcısının katıldığı araştırmada katılımcılara kullanım alışkanlıkları, romantik ilişkilerindeki tartışma sebepleri ve sıklıkları hakkında sorular kullanıldı.
Clyton’ın araştırmasına göre, Twitter’ı daha aktif kullanan kişiler, ilişkilerinde de daha sık sorun yaşıyor. Bu durumun sonucu olarak aldatma, ayrılık ve boşanma ile sonuçlanma ihtimalinin aktif kullanıcılar için faha yüksek olduğunu belirten Clyton, bir noktaya daha dikkat çekiyor. Benzer bir araştırmayı Facebook platformu için de gerçekleştiren Clyton, iki platform arasında bir fark tespit etmiş. Facebook’un ilişkiler üzerindeki olumsuz etkileri genellikle 3 yıldan kısa süren ilişkileri etkilerken Twitter’da ilişki süresi çok etkili değil.
Clyton’a göre, bazı çiftler bu platformdaki paylaşımlardan kaynaklanan sorunların önüne geçmek için hesapları birleştirip tek hesap kullanmayı tercih ediyor. Henüz bu konuda özel bir araştırma yapılmamış olsa da bunun bir çözüm olduğuna inanıyor musunuz?
Gelişen teknolojinin ilişkiler ve iletişim alışkanlıkları üzerinde oldukça belirleyici bir etkisi var. Önümüzdeki dönemde yapılacak araştırmalar bu değişimin daha net bir tablosunu çizmeye yardımcı olacaktır.

Rehber Bilgiler Ayrılık, her zaman zor. Hayal kırıklıkları, kalp ağrıları

BEYİN NASIL KAYIT TUTAR?
Beyinde başlıca üç bellek bölgesi bulunduğunu anlatan Dr. Yavuz, “Ön bellek, ana bellek ve sosyal bellek. Ön belleğin beynin hipokampus bölgesinde olduğunu tahmin etmekteyiz. Burdan şakak bölgelerindeki (temporal ve pariatal loblar) ana belleklere ve ön taraftaki (frontal lob) sosyal belleğe sürekli hafıza transferi söz konusudur. Ön bellek kısa süreli hafızadan sorumludur. Yaşanan ya da öğrenilen hatıralar burada 5-10 dakikalığına tutulur. Sonra önem ve ciddiyetine göre ya burada buharlaşarak tamamen unutulur ya da ana belleğe ve sosyal belleğe nakledilir. Örneğin bir kereliğine lazım olan bir telefon numarasını kullandıktan sonra bir daha hatırlamayız. Öğrenilen önemli bilgiler ve hatıralar ana bellekte kayıt altına alınarak hafıza katmanları şeklinde depo edilir. En son edinilen bilgiler en üste kayıtlandığı için en kolay hatırlanır.”

ACI VE MUTLU ANLAR BEYİNDE AYNI YERDE Mİ DEPOLANIR?
“Sosyal bellek, aynı zamanda psikolojik dünyamızın merkezi olan sol frontal (beynimizin sol ön bölgesi) bölge de konumlanır. Yaşanılan acı ve üzücü olaylar ana belleğin yanısıra sosyal belleğe de kayıtlanır. Bu bölgeye genelde mutlu ve güzel hatıralar değil, acı anılar depolanır. Bu yüzden yaşadığımız üzücü olayları mutlu anlarımızdan daha iyi hatırlarız. Çünkü mutlu anılar sadece ana belleğe kayıtlanırken, acı anılar hem ana belleğe hem de sosyal belleğimize depolanır. Sosyal hafıza görülen yaşanılan şeylerle beraber eğitimle de şekillenir. Kişinin toplum içindeki davranışlarını , ahlaki yapısını teşkil eder. Mesela antisosyal, psikopatik kişilerde sosyal hafıza bozukluğu vardır. Sosyal hafıza davranışlarımızda önemli rol oynar aynı zamanda beden dili ile de yakınen ilgilidir. Mide ve barsaklar gibi iç organlarımız sosyal hafıza ile iç içedir. Yaşanılan travmalar bir yandan sosyal hafızaya kayıtlandığı için aynı zamanda iç organlarımızın çalışma şeklini de etkiler. Örneğin kişi önemli bir randevu öncesinde mide ve barsak fonksiyonları bozulabilir, çarpıntı yaşayabilir, kan basıncında iniş çıkışlar olabilir. Bu tablo ruhsal gerilimin psikosomatik bedensel yansımalarıdır. Aslında psikosomatik hastalıklar, yaşanmış travmaların mide barsak fonksiyonları üzerindeki kalıcı olumsuz etkilerinden kaynaklanır.

Olumsuz sosyal hafıza kayıtları ya sürekli bilinçli üzüntü haline ya da bilinçaltının yönettiği çeşitli davranış bozukluklarına neden olur.

Sosyal belleğe kayıtlanan hatıralar bilinç altında da yer eder. Kişi yaşanılan travmayı çoktan bilincinden çıkarmış olsa da sosyal bellek zaman zaman bedensel dille bunu hatırlayabilir. Bu nedenle sol frontaldeki sosyal hafızaya kayıtlanmış hatıraların, bilinç dışı ani bedensel tepkimelerle hatırlanması panik ataklara, uzun süreli kronik bedensel tepkimeleri ise psikosomatik bozukluklara (mide ülseri, spastik kolon, müzmin kabızlık ya da ishal gibi) neden olur.”

“Acı hatıralar ve üzücü olaylarla, mutlu anların depolandığı yerler farklı farklıdır. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda yaşanılan üzücü olayları sol frontaldeki sosyal hafızayı etkileyerek bunları tamamen acısız hale getiren teknolojik bir teknik geliştirilebilirse, bundan hiç şüphesiz mutlu anılarımız etkilenmeyecektir.

Ancak günümüzdeki tedavi teknolojilerimiz ile acı hatıralarımızı tamamen yok edemesek bile etkilerini azaltabilmemiz mümkün olabilmektedir” diyen Dr. Yavuz, daha sonra şunları kaydetti:

“Hiç bir yöntemle, hafıza kayıtlarınının tam olarak blok bir şekilde silmek mümkün değildir. Ancak bazen beyin bunu beden ve ruh sağlığı korumak için otomatik olarak yapabilmektedir. Örneğin ağır bir travma karşısında (trafik kazası ya da çok sevilen birinin ani kaybı gibi) beyin şalteri indirir ve bilinci kapatır. Bu durum, ağır travma karşısında kalıcı ruhsal bozukluk oluşmaması için koruma amaçlı yapılır ve geçici baygınlık oluşur. Trafik kazası ya da başka ağır travma geçirenlerin olay anını unutması ve hatırlayamaması bu nedenledir. Hatta bazen beyin aşırıya kaçabilir ve kişi bir kaç gün ya da haftayı tamamen unutabilir.

UNUTMAK MI DAHA ZOR HATIRLAMAK MI?

Unutmak daha zor ve problemli bir durum. Çünkü kimse hatırladığı için rahatsızlık duymaz ve bunu bir hastalık nedeni saymaz. Hayatımızda acı anıların yanı sıra birçok mutlu tablo da vardır. Burda önemli olan acı hatıra kayıtlarını unutulmasa bile etkisiz durumda getirmektir.

GENÇ YAŞTA UNUTKANLIK HASTALIK HABERCİSİ MİDİR?

Unutkanlık fizyolojik bir olaydır. Yeni şeylerin öğrenilmesi için eski ve daha önemsiz hafıza kayıtlarının silinmesi gerekir. Bu nedenle eskiden yaşanmış önemsiz hatıraların hafızadan silinmesi büyük önem arz etmez. Burada önemli olan son öğrenilerin bilgilerin hafızada yer tutup tutamadığıdır. Eğer son bilgilerin kayıtlanmasında problem varsa bu önemli ve araştırılması gereken bir konudur. Eski anılar iyi hatırlanıyor olsa bile yeni bilgilerin kayıtlanmasında sorun varsa bu ciddi bir durumdur ve genç olsun yaşlı olsun asla ihmal edilmemelidir.

DIŞ ETKENLER YA DA YAŞAM BİÇİMİ UNUTKANLIĞI TETİKLER Mİ?

Kronik stres, hasta bina sendromu, elektronik cihazlar, elektromanyetik kirlilik, manyetik alan eksikliği, alkol alışkanlığı, uyuşturucular, uykusuzluk, ruh hastalıkları, vitamin eksikliği ve bazı ilaçlar unutkanlık oluşturabilir. Hatta bunlardan bazıları hafızaya kalıcı hasarlar da verebilir. Örneğin alkol bağımlılığı ve uyuşturucular böyledir.

UNUTKANLIĞI GİDERMENİN BİR YOLU VAR MI?
Unutkanlıktan korunmak için, beyin yorgunluğu ve durgunluğu oluşturan etkenlerden uzak durmak gereklidir. Bu nedenle stres faktörlerinin yok edilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi önemlidir. Ayrıca spor aktiviteleri, enstrüman çalma, yıl içine bölünmüş düzenli tatil ve dinlenme aktiviteleri unutkanlığı yenme de vazgeçilmez unsurlardır. Ayrıca beslenme alışkanlıkları da önemlidir. Fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluğuna karşı iyidir. Yeşil sebzeler, böğürtlen, yaban mersini, somon ve sardalya balığı, üzüm suyu, kepekli pirinç ve sıcak kakao beyin yorgunluğuna iyi gelen gıdalardır.

Aynı şekilde çay ve kahve de çok faydalıdır. Yapılan 10 yıllık bir araştırmada çay ve kahvenin unutkanlığı ve alzheimeri yüzde 50 önlediği anlaşılmıştır. Akşamları yatmadan önce bir elma yemeyi alışkanlık yapmalıdır. Elma uyku esnasında daha sağlıklı beyin dinlenmesi sağlar.

ZAMAN HERŞEYİN İLACI MIDIR?
Yaşanılan ve öğrenilen her şey, beynin ana belleklerinde kayıt altına alınır. İlk öğrenilenler en altta en son kayıtlananlar da en üstte olmak üzere hafıza katmanları oluşur. En son hafıza kayıtlarına giren bilgiler en iyi, en eskiler ise en zor hatırlanır. Böylece geçmişte yaşananlar yıllar geçtikte hafıza katmanları arasında kaybolur ve gittikçe silikleşir. Bu fizyolojik durum nedeniyle geçmişte yaşanan acı ve üzücü bellek kayıtları zamanla tazeliğini kaybeder ve eskisi gibi acı vermez olur. Alzheimer ve diğer demanslarda ise tablo tersine işler. Burada yeni kayıtlar unutulurken, eski hatıralar daha netleşir. Bu durum aileleri genelde yanıltır ve hastaların daha geç doktora götürülmesine neden olur. çünkü örneğin 30 sene öncesini herkesten daha iyi ve net hatırlayan kişinin yakın hafıza kaybı üzerinde pek durulmaz ve hatta tam tersi hafızası çok güçlü şeklinde tasvir edilir.

EĞER SİLMEK MÜMKÜN DEĞİLSE, ACI HATIRALARIN ETKİSİNİ AZALTMANIN YOLU VAR MI?
Evet, acı hatıra kayıtlarını, bilgisayarlarda ki gibi, silme tuşuna basarak tamamen silmek mümkün olmasa da acı hatırların etkisini azaltan çeşitli yöntemler vardır. Günümüzde acı ve üzücü hatıraların etkisini yok etmek ya da azaltmak veya bilinç altını temizlemek için hipnoz, EFT, NLP, meditasyon, kuantum olumlama, TMS ve EMDR terapi teknikleri gibi bir çok metod vardır. Bunların içerisinde beynin ön bölgesindeki sosyal hafızayı resetleyen ve daha somut bir tedavi gibi duran TMS seanslarının daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.”
Kaynak