15 Eylül 2014 Pazartesi

Papatyanın Efsanesi



Seni Çok Seviyorum..

Günlerden bir gün bir tırtıl gözlerini dünyaya açar.İçgüdüleri ile
hareket edip önüne ne gelirse yemeğe ve yeni yuvasını kurmaya
başlar.Bir müddet sonra yuvasına girer ve yeniden doğuşun
mucizevi güzelliği ile muhteşem bir kelebek olarak uçsuz bucaksız
tabiat içinde mutlulukla kanat çırpar.Kelebekcennet gibi bu
güzelliklere yukarılardan bakmak ve ömrü yettiğince bu güzellikleri
görebilmek için uçar uçar uçar.Dağlar tepeler aşar ormanların
üzerinden geçer derken bir vadide dinlemek için aşağıdaki çiçekler
arasına iner.Çiçeklerle bezenmiş bu cennet köşesindeki bir tanesi
onca çiçeğin arasında kelebeğin tüm dikkatini çeker ve karşı
koyamadığı bir istekle bu çiçeğin yanına uçar. Bu çiçek bir
papatyadır. Tabiatın hiç bir şey esirgemediği kadar güzel.
“Merhaba sizi uzaktan gördüm ama yakından çok daha
güzelmişsiniz” der kelebek.Utanır papatya tüm utangaçlığı ile
Hoşgeldin bende yalnızlıktan çok sıkılıyordumiyi ki geldin” der. Ve
aralarında hoş bir sohbet başlar birbirlerine kendileri hakkında
bilgiler verirler sohbet iyice koyulaşır ve akşam olur.
Geceyi birlikte geçirirler gökyüzüne dalıp ay’ı yıldızları seyrederler
dalıp öylece uyuyakalırlar.Kelebek sabah uyandığında papatyayı seyrederek
ona duyduğu hissin hayranlıktan öte bir duygu olduğunu onsuz
olamayacağını hisseder.
Güneşin kızgın ışıklarının papatyanın narin yapraklarına zarar vermemesi için
onun üzerinde uçup ona gölge yapar ona sevgisini haykırmak ister ancak “ya
o beni sevmemişse ya beni artık yanında görmek istemez se” diye korkar bir
türlü hislerini açamaz
Ne var ki papatyada aynı duygular ile yanmakta ve yine aynı korku
sebebiyle aşkını itiraf edememektedir.Bu şekilde birbirlerinden habersiz iki
sevgili saatlerce süren mutlu birlikteliklerini devam ettirirler. Ve Kelebek artık
yorgun düştüğünü gitme vaktinin geldiğini hisseder ” ben artık gitmeliyim
“der.Sonsuz bir acı içine düşen papatya derin bir üzüntü ile ” neden yoksa
yanımda mutlu değilmisin “diye sorar.
“Hayır der kelebek. Biz kelebeklerin ömrü üç gündür ve ben ömrümü
tamamladım” der.Kara haber gibi bu sözler papatyanın yüreğine ok gibi
saplanır yaşama isteğini yok eder.İyice halsizleşen kelebek son bir gayretle
“seni çok seviyorum” der. papatya üzüntü içinde iken duymuş olduğu bu itiraf
karşısında adeta birden donar kalır sadece dudaklarından “bende” lafı zorla
çıkar.Kelebeğin ardından gözü yaşlı bir şekilde bakarken “beni seviyormuş
keşke bilebilseydim keşke bende daha önce söyleyebilseydim diyerek
gözyaşlarını kalbine akıtır.
Bu üzüntü papatyanın yaşama isteğini yok eder yaprakları sararıp solmaya
bir bir düşmeye başlar.Her yaprak düşüşünde içinden “beni seviyormuş” der.
O günden bu güne aşıklar sevildiklerinden emin olmak için papatyanın
yapraklarını koparırlar seviyor..sevmiyor ..seviyor…sevmiyor.

sevginizi asla kendinize saklamayın.Çünkü hayat sevmek için çok kısıtlı bir zaman dilimidir.

Nazlı sevgiliye aşk mektubu

Biliyorum sen de seviyorsun beni. Gözlerinden okunuyor, uyku gibi, yağmur gibi, duman gibi aşk dökülüyor gözlerinden. Beni sevmediğini söylerken dudaklarının kıvrımında öyle bir işaret görüyorum ki sevdiğini söylüyor. Elini tutuyorum, elimi iterken elin, yanarak titriyor. Biliyorum sen de seviyorsun beni. Bazen hiç ses vermiyorum sana, beni çağırıyorsun, adımı sesleniyorsun, yüreğin beni arıyor. Uzaklara giderken beni de alıp götürüyorsun, yoksa bu kadar çınlar mıydı kulaklarım ?. Akşam yıldızına bakarken ben geçiyorum aklından, yıldız birden ışığa kesiyor. Beklenmedik bir zamanda, umulmadık bir yerde ansızın karşıma çıkıyorsun, gözlerimiz karşılaşınca yüzünü çeviriyorsun. Benim yanaklarım alev alev..senin dudakların nar çiçeği.. bir rüzgar esiyor aramızdan görmezden geliyorsun. En yaşanacak zamanda saatler boşa akıyor, çileler sarıyorsun. Sevgilim, benim nazlı sevgilim.. Neden bu cefa ? Neden susuyorsun? Aramızda niçin bu kadar insan, neden bu kadar engel koyuyorsun ? Sevgilim her şey bahane.. bütün söylediklerin.. Kelebek kanadı kadar ince, yağmur damlası kadar temiz bir aşk bu.. Korkmana, kaçmana gerek yok. Sevgilim, biliyorum sen de seviyorsun beni, itiraf etmiyorsun.

Erkek/Kız arkadaşınız kıskanıyorsa yapmanız gerekenler

Siz ne kadar endişelenecek bir şey olmadığını söylerseniz söyleyin erkek arkadaşınız sizi kıskanıyor ve bunun üstesinden gelemiyorsa, yapabileceğiniz şeyler var:

Kaynağı düşünün
Olayı biraz da onun gözünden görmeye çalışın. Bir süredir farklı mı davranıyorsunuz? Daha neşeli, daha bakımlı? Davranışlarınız ne kadar zararsız olursa olsun, biraz geri adım atın ve sevgilinizin neden bu şekilde hissediyor olabileceğini gözden geçirin.


Çözüme odaklanın
Eğer dikkat etmezseniz konuyla ilgili konuşmak, telafi edilemeyecek yerlere sapar ve durum daha da kötü hale gelir. Problemi tekrar tekrar gündeme getirmektense, bir çözüm eylemine girişmelisiniz. Onun güvensizliğini hafifletmek için ne yapabileceğinizi sorun ve daha iyi hissetmesi için bunları yapmaya çalışın.

Arkadaşlarınızı karıştırmayın
Sevgilinizle kavga ettiğinizde, en azından yakın bir arkadaşınızı arayıp şikayet etmenin sizi rahatlatacağını düşünüyor olabilirsiniz ama bu meseleyi daha da kötü bir hale getirmekten başka bir işe yaramaz. İlişkinize saygı duyun ve meselelerinizi kendi aranızda çözmeye çalışın.

İlginizi esirgemeyin
Kıskançlık en çok da ilgi ile ilgili aslında. Eğer sizden yeterince ilgi, alaka gördüğünü hissediyor olsaydı, başkaları ile etkileşiminize bu kadar dikkat etmeyecekti. Etrafınızda başkaları varken, ona özel ilgi göstermeniz ise hem ilişkinin gidişatını hem de sevgilinizin özgüvenini yenileyebilir.

Haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor

Kadın: Kalbim ruhuna değdi bir kere. Sen gitmek için geciktin, ben kalmaya aceleciydim. Tutmadı zamanımız birbirini. Sen nice kayıplarla yürüyordun yokluğa, ben nice kayıplara aşk dedim senden sonra. Oysa ki aşkı yıpratmadan yıllandırmaktı niyetim. Ben o şarkıyı seninle söylemek istemedim, seninle dinleyebilmekti derdim. Ben aşkı haykırmak isterken sessizce yuttum kelimelerimi. Söyle! Sessizlik bile kelimelerle anlatılırken sensizliğin sessizliğini hangi sözlük açıklayabilir ki?

Adam: Bana cevabını veremeyeceğim sorular sorma! Nerden bilebilirim? Zaten her şeyi bilmek, her şeyi bilmemekten değil midir? Gidiyorsam, aşkının geçmişime hesap sormasından korktuğum içindir. Ben geride bıraktıklarımla yaşamam, geride bıraktıklarım benimle yaşasın. Tozlu anıları silerken bir kıymık gibi batıyor elime pişmanlıklar. Ve anladım ki iyileştirilemeyen tek şeydir anılar. Geçmiş yoruyorsa insanı "şimdi" daha fazla yoruyormuş. Ve her gelecek diye beklediğim hep geçmişte kalıyormuş. Sana değil, hayata benim kırgınlığım. Hangimiz hangimizin kaybettiğiyiz bilmiyorum. Yok yanımda beni benimle taşıyabilecek hiç kimse. Yalnızım... Yalnızlığım.

Kadın: Şimdi dinle beni sevgili! Sen yalnızlığa aşık bir adamsın. Kuşlarda yalnız uçar bazen. Özgürce süzülürler bulutların arasından. Ve bütün bir gökyüzü kuşlarındır. Ama hiçbir kuş gökyüzünde yaşayamaz! Yaşamak için konmaya ihtiyaçları vardır. Bazen bir ağaca, bazen toprağa... Ben rahatça konabileceğin tek daldım; şimdi kırıldım. Bak herkes aynı ölmüyor gülüm. Beni bu kırılmışlığım öldürecek, seni özgürlüğün. Gittiysen gittin. Belli ki bir daha dönmeyeceksin. Ben böyle eksik de yaşarım ama sen yine de giderken götürdüğün beni geri getir. Yokluğumu nasıl yaşatacaksın kim bilir!?

Adam: Haklısın ama hoşçakal sevgili.

Kadın: Peki, sen de hoşçakal sevgili. Evet, haklıyım ama haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor işte. Keşke dünyanın bütün haklılıkları senin olsaydı da sen yanımda kalsaydın. Haklıyım evet... Peki, şimdi ne işime yarıyor bu haklılık? Haklıysam neden yalnızım o zaman? Bana hakkımı teslim ederek gidiyor olmak, gözümdeki yaşı dindirecek mi sanıyorsun? Evet, senin karşında haklıyım hem de çok! Ama gel gör ki aynı zamanda ardından ağlayan bir zavallıyım. Haklı olmak güçlü olmaya yetmiyor işte. Ben bir tek kendime haksızım sevgili, bir tek kendime.

Romantik Bir Anı Mahvetmenin Yolları Nelerdir?

Sevgilinizle tam romantik bir an yakalamak üzeresiniz. Ama o diliniz yok mu o diliniz… Tutamadınız bir türlü ve ağzınızdan tüm büyüyü bozacak saçma bir laf çıkıverdi… Ya da elinize, kolunuza hakim olamadınız ve garip bir hareket yaptınız. Yine gitti romantizm!

Süper romantik bir sevgili olmak zorunda değilsiniz. Ama aradaki romansı sürdürmek için zaman zaman küçük romantik anlar (saatler, günler demiyoruz dikkat ederseniz) yaratmak önemli.

Sevgili Pudra.com kadınları! Romantizmi mahvetmemek için yapabilecekleriniz var, unutmayın! Daha doğrusu yapmamanız gerekenler…

Göz göze geldiğinizde “Gözlerin ne kadar babama benziyor” demek kadar saçma bir durum yaratılamaz. Sevgili ilişkisinin içine baba-kız ilişkisi sokarak ortamı buzzzz gibi yapmanın ne alemi var!

Size birlikte yemeğe çıkmayı teklif ettiğinde “Harika bir fikir sevgilim!” demek yerine, “Anlaştık dostum!” gibi ‘arkadaş’ cümlesi sarf etmek, romantizmi mahvetmeye yetebilir.

Tam sevişmeye hazırlanırken, onu çıplak gördüğünüzde “Baklavaların sütlü nuriyeye dönmüş” deyip göbeğiyle dalga geçmek de neyin nesi?

Tam size sarılmış, yüzünüzü okşuyorken, “Yapma, kaşındırıyorsun!” diye tepki vermenizle işin rengi değişebilir.

Özel bir günde ya da içinden geldiği için herhangi bir günde size bir hediye aldığında, paketin içinde değiştirme kartı olup olmadığını sormanın sırası mı?

Size karşı sevgisini ifade eden sözler sarf ederken ya da size yazdığı bir şiiri okurken esnemek ya da gülmekten daha büyük bir darbe yiyemez romantizm!

Romantik bir akşam yemeğine çıkarken büyük bir ciddiyetle ona dönüp, “Işıkları kapattın mı?”, “Camlar açık kalmadı inşallah!” gibi uyarıcı ve romantik havayı bozucu cümleler sarf etmek, en büyük hatalardan biri.

Size bir hediye aldığında, sizi bir yere götürmek istediğinde ne güzel bir şey yaptığını düşünmek yerine “Kim bilir buna kaç para verdin?” diye söylenme hatasına düşmeyin.

Karşılıklı birkaç kadeh bir şeyler içiyorken “Midem bulandı, kusacağım galiba” demek ya da her romantik anda bir sağlık sorunundan şikayet etmek romantizmi öldürmez de ne yapar?

Sevgiliniz romantizmin doruklarındayken çocuk sesiyle konuşma ya da onu bir çocuğu severmiş gibi sevme davranışı sergileyerek ortamı mahvetmeyin!

Alıntı..
Gelelim sorumuza ilişkilerde yaşanılan en büyük sorunlardan bitanesi belkide,
Erkek romantik olmaya çalışır ancak bayanlar bunu pek anlamaz, aldırış etmez sonrada romantik değilsin der durur.
Kızlar romantik erkeklerden hoşlanıp duruyoruz veya biraz daha romantik olsa ODUN olmasa diye dillendiriyoruz..
Ancak yaptığımız yanlışlarda yok değil..

Erkekler bu durumda neler düşünüyor?
Kızlar neden bunları yapmaktan vazgeçmiyor?
Neden en romantik anları kız veya erkek mahvetmek bizim doğamızda var?
Sizde bir romantik anı mahvetmek, mahvedip toparlamak nasıl olabilir?
Erkeklerden de yorumları bekliyorum..
Nasıl davranmamız gerektiğini bir an önce öğrenmeliyiz..

vazgeçemediğim masum yanın

İçimde garip bir telaş, yüreğimde tuhaf bir hüzün var bugün... Ellerimi buldum diyeyim, gözlerim kayboluyor; gözlerimi anladım diyeyim sözlerim karışıyor... Kime kızıyorum, kime kırılıyorum, bilmiyorum!!!
Sus pus bilgisayarın başına oturdum, yazıyorum yine... Düşünüyorum niye yanımda değil, niye, niye, niye... Bazen de düşünüyorum herşeyi, bir kişiye bağlayıp sevdadan deli divane olmak değil ki benimkisi, güzeli özlemek iyiyi sevmek aslında kimsenin bilmediği... Beni anlayacak mı bir gün, hiç bilmiyorum... Anlamayanları da bilmiyordu ki anlasın, o sadece küçük bir zaman diliminde kuşandığım sevdaydı, ben bilemedim bunu, belki de o biliyor, olmayacağını, olamayacakları, inadımın sonunun hayıra alamet olmadığını... Öfkem belki de ona değil, onsuz hayatın bana sunduğu sahnelere... O yok mu??? Yok!!! Zaten öyle biri de yok, değilmi ?? Cevabım yok!!! Cevabım yok, yok, yok!!! Gelecekte olacak mı, olmayacak biliyorum!!!
Ama sevdanı öyle bir kuşanmışım ki üzerime, hayata karşı zırhım, insanlara karşı inadım, kötü ve çirkin olan herşeye karşı mücadelemi içimde sevdan dediğim kuşanmışlığımla sağlıyorum!... Sen bunu nerden bileceksin ki, zaten bilseydin de bilemezdin, anlayamazdın beni... Sen benim vazgeçemediğim MASUM yanımsın!!!... Belki de iki dünya bir araya gelse, beni dar ağacına götürseler vazgeçemediğim masum yanım... Bazen hayatın karanlığı ve zorlukları öyle yoruyor ki sana kaçıyorum ben de, yani masum yanıma... Kimi sevda diyor, kimi aşk, kimi özlem, kimi iyi olmuş, kimi güzel yazı... AMA BİLMİYORLAR Kİ BEN MASUM YANIMLA KONUŞUYOR, ONU ÖZLÜYORUM!... Belki de konuştuğum kendimim, bunu bile bilmiyorum... Sen bilirsin, kimi sevsem yanlıştı... "AŞK YANLIŞ SEVER " demiştim ya tıpkı öyle... Yokluğuna alıştım, en çok korktuğum da buydu, yokluğuna alışmak... Ama yokluğunda yaşadıklarıma hala alışamadım... Bir yokluk ancak bu kadar yokluk olabilirdi... SEN BİLMİYORSUN AMA O YOKLUKLA GELEN KİMSELERDE YOK ARTIK HAYATIMDA, KİMSEYİ İSTEMİYORUM ÇÜNKÜ... Seni özlüyor muyum, özlüyorum, tıpkı çocukluğumda oynadığım sokakları özler gibi, tıpkı ağlayarak annemden pamuk şeker ister gibi.... MASUMCA VE HALA BU YAŞA RAĞMEN ÇOCUKCA!.

aşk duygusu ve nefret

aşıksınızdır o kadar çabaya rağmen o kişinin kalbini ele geçirmek hiç te kolay olmamıştır ve sonunda pes etmişsiniz bir zaman sonra aşık olduğunuz insana kin nefret beslersiniz..
peki bunun nedeni nedir? bir insan sevdiği kişiden neden nefret eder?

 Ona sahip olamadığın için öfkelenirsin ve bu öfke ona olan nefrete dönüşür zamanla. Yani tabiri caizse senin uzanamadıgın 'mundar ciğer' olur zamanla..

14 Eylül 2014 Pazar

Gönderilmeyen Mektup

Biliyorsun,gayem sana zarar vermek,seni incitmek,kırıp dökmek değildi.Yılar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın.Acına,yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine,ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim

Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ettin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?

Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir iğrenç oyu oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Yasini seni kazanacaktım,ya da kendimden ya geçecektim .
Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim. Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare kalmak ,var miydi?

Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi.

Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla... sevmek ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister. Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin, yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz.

Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’ keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni istiyor.

Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk açım değil ama en büyük açımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor. Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğimin sarayından seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.

Gerçek Bir Aşk Öyküsü

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam
yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında
bunu yapmakta geç bile kalmıştı. “Bitmeli” dedi içinden, “Her gün bu
tatsız uyanış bitmeli.” Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden
şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç
bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu
bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; “Bulutlar
bizim yaşayacaklarımızı biliyor, onlar bile ağlıyor halimize...”

Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan
kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı.
Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız,
sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün
ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafede
oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendine bir şey söylemek
istediğini. “Bana bir şey mi söylemek istiyorsun?” diye sordu. Genç adam,
gözlerini kaçırarak “Evet” dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da
sinirlenerek “Söylesene, ne diye bekliyorsun” dedi. Genç adam içini
çektikten sonra “Sence biz nereye kadar gideceğiz?” diye sordu. Genç kız,
“Bunu sorma gereğini niye duydun?” diye yanıt verdi. Genç adam söze
başladı. “Birkaç ay önce akşam 23:00 sana telefon açıp senin için yazdığım
şiiri okumak istemiştim. Sen bana “Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün
yok mu”demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim
kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç
istememiştin. Geçenlere hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla
birlikte sen de gelmiş, Meral’in “Sen şanslısın, sevgilin sana bakar”
sözüne ‘İşim yok da sana mı bakacağım annen baksın’ demiştin. Hatırladın
mı?”

Genç kız, “Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi
göründüğümü kimse söyleyemez” diye yanıtladı. Genç adam güldü, “Evet canım
haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı,
hemşire falan olamazsın.”

Genç adam devam etti... “Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken
saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün
hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven
insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine
kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her
sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım
vardı senin için biliyor musun? Seninle ben akla kara gibiyiz” Genç kız
anlamıştı, “Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?” Genç adam tekrar
gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru
olduğunu düşündü. “Hayır” dedi. “Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da...
Biz ayrılmalıyız. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı bu olacak.”
Genç kız şaşırmıştı, “Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de sevdiğini
sanıyordum.”. Genç adam iç çekerek “Hayır canım, sen beni sevdiğini
sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk”
dedi.

Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili
uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek “Sen bilirsin, umarım beni bir
başkası için bırakmıyorsundur...” dedi.
Genç adam “Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve
uzun zamanda olacağını sanmıyorum” yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız
sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydı. Bir kaç dakika
sessizce oturduktan sonra Genç kız, “Kalkalım istersen” dedi. Genç adam
“Ben biraz daha burada kalmak istyorum, istersen sen kalkabilirsin” diye
yanıtladı. Genç kız “Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini
uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, “İstersen arkadaş
kalabiliriz” dedi. Birbirlerine son kez sarıldılar.

Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir
haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe
gidecekti, uyumalıydı. Bir kaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah
7’de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı sırada cep telefonuna baktı,
mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu içn duymamıştı telefonun
sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar
yazıyordu:

"Sadece onları sevmeyi sevdim
Hepsini onlarsız yaşadım da
Bir seni sensiz yaşayamıyorum
Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum
Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim
Ve seni severek öleceğim, elveda birtanem..."

Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve
üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı
bir ses açtı. Genç adam “Nalan’la görüşebilir miyim?” dedi. Ama karşıdaki
ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... “Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu
sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah
odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...”

Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki
katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı. Birkaç ay sonra iki
doktor konuşuyordu hastanede.. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki
hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... “Haaa o mu? Üç ay önce
getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep
telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine
yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiğ numarayı aradım.
Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam
duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal

Bana Hayatı Öğreten Adam

Gene aynı yerden yazıyorum sana... Sen aynı yerde misin bilinmez. Sevgilim gidişinin arkasından aylar geçti, yıla döndü. Belki geleceksin diye bekledim. Gelecek misin?
Giden unutulurmuş bebeğim.. Ben unutamadım, gidişinden sonra çok ağladım, sensizliğe dayanamadım, sensizlikte yandım. Sonra elime kalemimi alıp hep sana yazdım. Kitaplığımda çok şiirlerim var, çok sevdaları anlatan yazılar, hepsi sana...
Aslında sen unutulursun, gidenlerin hepsi unutulur ama ya yaşananlar... Unutmaya çalışırken hatırlana o anlar.. Sana bunları hatırlatıyorum ben unutmasam da belki sen unutmuşsundur diye... Ağlamıyorum da artık çünkü sen öğrettin bana gülmeyi, sen öğrettin bana hayatla alay etmeyi... Bana o kadar şey öğrettin ki, beni baştan yaratan sen oldun. Şimdi nasıl unutayım, kendime baktıkça hatırlıyorum seni...
Şimdi seni çok özlüyorum çok...ama biliyorum sende unutmadın beni gittiğin yerlerde...gözünde arkada olmasın sevdiğim beni bıraktığın yerde yaşıyorum seni... Sensizlikte zor çekilmiyor ama bunu bile öğrettin bana... Daha neler neler öğrettin... Tek başıma yaşayabileceğim bir aşk bıraktın bana...
Sen bana güzelliği, doğruluğu bıraktın ve bir gün beni arasan aynı yolda bulacaksın.
Senden sonra ayakta durmakta zorluk çektim, farkındasın biliyorum ara sıra yıkıldım. Şimdi ayakta durabiliyorum ama arada seni yanımda istiyorum. Bir arıyor sesini duyuyorum, yüzünü görmesem de rahatlıyorum. Sana bir defa sıkıca sarılmak istediğimi söylüyorum. Dayanamayacağını söylüyorsun. Şimdi sensiz yollardayım,gelmeyeceğini bilsem de beni bulunmayan bir dürüstlükle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum....